İngiltere'de son günlerde yaşanan göçmen karşıtı protestolar, bazı çevrelerce ülkenin "George Floyd anı" olarak nitelendiriliyor. Ancak bu karşılaştırma, olayların niteliği ve bağlamı göz önüne alındığında fazlasıyla abartılı. Brexit'in mimarı Nigel Farage'ın da dahil olduğu sağ popülist gruplar, olayları bir dönüm noktası olarak sunmaya çalışıyor. Peki gerçekten öyle mi? Gelin bu karmaşık tabloyu derinlemesine inceleyelim.
Gelişmenin arka planı
Protestoların fitilini ateşleyen olay, Güney Galler'de bir otelde geçici olarak barındırılan sığınmacılarla ilgili çıkan söylentiler oldu. Sosyal medyada yayılan yanlış bilgiler, özellikle Somalili sığınmacıların İngiliz vatandaşlarına yönelik taciz iddialarını içeriyordu. Polis, bu iddiaların asılsız olduğunu açıklasa da, öfkeli kalabalıklar otel önünde toplanarak gösteri yaptı. Farage, bu olayı "İngiliz halkının sabrının taştığı an" olarak nitelendirdi. Oysa 2020'de George Floyd'un öldürülmesi sonrası ABD'de patlak veren BLM protestoları, sistematik ırkçılığa karşı kitlesel bir hareketken, İngiltere'deki olaylar daha çok yerel bir göçmen karşıtlığı ve dezenformasyon kaynaklı.
Bölgesel veya küresel boyut
Farage'ın bu karşılaştırmayı yapması, aslında siyasi bir strateji. Brexit sonrası popülaritesi azalan eski UKIP lideri, göçmen karşıtlığı üzerinden yeniden siyasi sermaye kazanmaya çalışıyor. "George Floyd anı" benzetmesi, olaylara küresel bir anlam yükleyerek daha geniş kitlelere ulaşma amacı taşıyor. Ancak uzmanlar, İngiltere'deki olayların ABD'deki kadar derin bir toplumsal yaraya işaret etmediğini söylüyor. Yine de Farage'ın söylemi, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ ve göçmen karşıtı hareketlerle uyumlu. Fransa, Almanya ve İtalya'da da benzer bir eğilim var. Bu durum, küresel ölçekte göç politikalarının daha da sertleşmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin göçmen politikası açısından önemli ipuçları taşıyor. Avrupa'da yükselen göçmen karşıtlığı, Türkiye'nin elindeki en önemli kozlardan biri olan mülteci anlaşmalarını zayıflatabilir. Ayrıca Farage benzeri popülist söylemler, Türkiye'nin AB üyeliği ve vize serbestisi gibi konularda olumsuz bir hava yaratıyor. Türk dış politikası, bu tür gelişmeleri yakından izleyerek hem göçmen akışını kontrol altında tutma hem de AB ile diyaloğu sürdürme stratejisi geliştirmeli.