İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın Gazze halkı için duyurduğu yeni güvenli sığınma yolu, yalnızca hâlihazırda Lübnan veya Ürdün'de bulunan 'çok küçük sayıda' kişinin yönlendirilmesini kapsayacak. Planı yürüten kuruluşun açıklamasına göre, Gazze'nin içinden başvuru kabul edilmeyecek. Bu durum, hükümetin Gazze halkına 'yanlış umut' verdiği eleştirilerini beraberinde getirdi.
Planın kapsamı ve sınırlılıkları
İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan program, Gazze'den kaçarak komşu ülkelere ulaşan kişilerin İngiltere'ye yerleştirilmesini öngörüyor. Ancak programa katılan kuruluşun verdiği bilgiye göre, yalnızca Lübnan veya Ürdün'de kayıtlı olan ve bu ülkelerde geçici koruma altında bulunan çok sınırlı sayıda kişi değerlendirmeye alınacak. Gazze Şeridi içinde yaşayan ve bölgeden çıkma imkânı bulunmayan yüz binlerce kişi ise bu yoldan faydalanamayacak.
İngiltere hükümeti, daha önce Gazze'ye yönelik insani koridor vaadinde bulunmuş, ancak savaşın başlamasından bu yana uygulanan kısıtlamalar nedeniyle bu taahhütlerin büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığı belirtiliyor. Yeni programın duyurulması, insan hakları örgütleri ve göçmen dayanışma ağları tarafından temkinli bir şekilde karşılandı. Örgütler, programın duyurulduğu şekliyle geniş kapsamlı bir çözüm sunmadığını, aksine İngiltere'nin Filistinli mültecilere yönelik politikasında bir değişiklik olmadığını gösterdiğini savunuyor.
Siyasi tepkiler ve insani boyut
Muhalefet partileri ve insan hakları kuruluşları, İçişleri Bakanlığı'nı şeffaflık eksikliğiyle suçluyor. Programa ilişkin ayrıntıların basına yansımasının ardından yapılan açıklamalarda, hükümetin Gazze halkına gerçekçi olmayan bir umut verdiği, oysa Filistinlilerin büyük çoğunluğunun Gazze'den çıkışının fiilen engellendiği ifade edildi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze nüfusunun büyük bölümü yerinden edilmiş durumda ve Mısır sınırındaki Refah kapısı üzerinden çıkışlar son derece kısıtlı. Bu koşullar altında, yalnızca Lübnan ve Ürdün'de bulunan kişilere odaklanan bir programın, Gazze'deki insani krizin ölçeğiyle uyumsuz olduğu vurgulanıyor.
İngiltere hükümeti ise programın 'güvenli ve yasal' bir yol oluşturduğunu savunuyor. Bakanlık yetkilileri, Gazze'deki güvenlik durumunun elverdiği ölçüde başvuruların değerlendirileceğini, ancak sahada erişimin son derece sınırlı olduğunu kabul ediyor. Hükümet kaynakları, programın bir 'tahliye operasyonu' değil, 'koruma ihtiyacı olan kişilere yasal statü sağlama' mekanizması olduğunu belirtiyor. Ancak bu açıklama, eleştirilerin önüne geçmiş değil.
Bölgesel ve küresel bağlam
İngiltere'nin Gazze'ye yönelik sığınma politikası, İsrail'in Gazze'ye düzenlediği askeri operasyonlar ve bölgedeki insani krizin gölgesinde şekilleniyor. Savaşın başlangıcından bu yana on binlerce Filistinli hayatını kaybederken, altyapı büyük ölçüde çökmüş durumda. Uluslararası yardım kuruluşları, Gazze'ye insani yardım ulaştırılmasında ciddi engellerle karşılaşıldığını bildiriyor. Bu tablo, Batılı ülkelerin Filistinli mültecilere yönelik taahhütlerinin ne ölçüde hayata geçirildiği sorusunu gündeme getiriyor.
Avrupa Birliği ülkeleri arasında da benzer tartışmalar yaşanıyor. Bazı ülkeler sınırlı sayıda Filistinliye insani vize sağlarken, diğerleri daha katı göç politikaları izliyor. İngiltere'nin programı, bu genel eğilimin bir parçası olarak görülüyor: sembolik düzeyde bir açıklık sinyali verilirken, fiili kabul kapasitesi dar tutuluyor. Uzmanlar, bu tür programların caydırıcılık işlevi gördüğünü ve kamuoyunda 'bir şey yapılıyor' algısı yaratmayı amaçladığını belirtiyor.
Öte yandan, programın hukuki boyutu da tartışmalı. İngiltere'nin uluslararası mülteci hukuku kapsamındaki yükümlülükleri, savaş bölgelerinden gelen kişilere koruma sağlanmasını gerektiriyor. Ancak uygulamadaki kısıtlamalar, bu yükümlülüklerin ne kadar yerine getirildiği konusunda soru işaretleri yaratıyor. İnsan hakları avukatları, özellikle Gazze'den çıkış imkânı olmayan kişiler için alternatif yasal yolların yaratılması gerektiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krize karşı en aktif diplomatik ve insani aktörlerden biri olarak, Batılı ülkelerin sığınma politikalarını yakından izliyor. İngiltere'nin sınırlı kapsamlı programı, Türkiye'nin uzun süredir dile getirdiği 'Filistinlilerin yerinden edilmesine karşı ortak sorumluluk' tezinin önemini artırıyor. Ankara, bölgesel istikrar açısından Mısır ve Ürdün ile koordinasyonu sürdürürken, Batı'nın somut adımlar atmaması Türkiye'nin insani diplomasi kozunu güçlendirebilir. Ayrıca olası yeni göç dalgaları, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi politikalarını doğrudan etkileyebilecek bir risk unsuru olarak öne çıkıyor.