İngiltere'nin Filistin'e olan tarihsel sorumluluğunu kabul etmesi için başlatılan 'Britain Owes Palestine' (İngiltere Filistin'e Borçlu) kampanyası ve kampanyanın hukuki süreci, İsrailli tarihçi Profesör Avi Shlaim'in katıldığı MEMO söyleşisinde masaya yatırıldı. Shlaim, İngiltere'nin manda dönemindeki rolünü, Filistinlilere yönelik baskıları ve günümüze uzanan süreci değerlendirdi. Söyleşide, İngiltere'nin 1917 Balfour Deklarasyonu'ndan 1948'deki çekilmesine kadar Filistin'de uyguladığı politikaların Filistin halkı üzerindeki yıkıcı etkileri ve bu mirasın hukuki boyutu tartışıldı.
Manda Dönemi ve İngiltere'nin Tarihsel Sorumluluğu
Avi Shlaim, İngiltere'nin Birinci Dünya Savaşı sırasında Filistin toprakları üzerinde kurduğu manda yönetimini ele aldı. 1920'de Milletler Cemiyeti tarafından resmen verilen manda ile İngiltere, Filistin'i yönetme yetkisini üstlendi. Shlaim, bu dönemde İngiliz yönetiminin Filistinli Arapların siyasi, ekonomik ve sosyal haklarını sistematik olarak kısıtladığını vurguladı. Özellikle 1936-1939 Arap İsyanı sırasında İngiliz kuvvetlerinin sert bastırma yöntemleri, Filistin toplumunda derin yaralar açtı. Shlaim'e göre, İngiltere'nin Siyonist göçü teşvik etmesi ve Filistinli Arapların toprak satışını engellememesi, demografik dengeyi Filistinlilerin aleyhine bozdu.
Söyleşide, İngiltere'nin 1948'de Filistin'den çekilmesinin ardından ortaya çıkan durum da değerlendirildi. Shlaim, İngilizlerin çekilme sürecini kötü yönettiğini ve Filistinli mültecilerin durumuna ilişkin hiçbir sorumluluk üstlenmediğini belirtti. 'Britain Owes Palestine' kampanyası, bu tarihsel sorumluluğun hukuki olarak tanınmasını ve Filistin halkına yönelik tazminat taleplerini gündeme getiriyor. Kampanya, İngiltere'nin Filistin'deki manda yönetimi sırasında uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve bu nedenle Filistinlilere karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini savunuyor.
Hukuki Süreç ve Uluslararası Yansımaları
Shlaim, kampanyanın hukuki boyutunu da ele aldı. İngiltere'nin Filistin'e olan borcunun sadece ahlaki değil, aynı zamanda hukuki bir mesele olduğunu belirten Shlaim, uluslararası hukuk çerçevesinde İngiltere'nin manda yönetimi sırasındaki eylemlerinin sorumluluk doğurduğunu ifade etti. Özellikle 1948 öncesi ve sonrasında yaşanan insan hakları ihlalleri, zorla yerinden edilmeler ve mülkiyet kayıpları bu kapsamda değerlendiriliyor. Kampanya, İngiliz hükümetine resmi bir özür ve tazminat çağrısı yapıyor. Shlaim, uluslararası kamuoyunun bu konuda daha fazla baskı yapması gerektiğini savunuyor.
Söyleşide, İngiltere'nin bugünkü Filistin politikası da sorgulandı. Shlaim, İngiltere'nin İsrail'e verdiği desteğin tarihsel sorumlulukla çeliştiğini ve Filistin halkının haklarının korunması için daha aktif bir rol oynaması gerektiğini belirtti. Ayrıca, Filistin meselesinin sadece bölgesel değil, küresel bir adalet sorunu olduğunu vurguladı. Shlaim'in değerlendirmeleri, Filistin davasının uluslararası hukuk zemininde yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesine tarihsel ve siyasi olarak yakından ilgi duymaktadır. İngiltere'nin Filistin'deki manda dönemindeki sorumluluğunun tartışılması, Türkiye'nin Filistin politikasına doğrudan etki etmese de, uluslararası hukuk ve adalet arayışına katkı sağlayabilir. Türkiye, Filistin'in bağımsızlığını ve iki devletli çözümü savunmakta, İsrail'in Filistin topraklarındaki işgalini eleştirmektedir. İngiltere'nin sorumluluğunun kabulü, Filistin halkının haklarının uluslararası platformda daha güçlü bir şekilde dile getirilmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, bu tür girişimler, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar çabalarını destekler niteliktedir. Ancak, doğrudan bir yaptırım veya ekonomik etki beklenmemelidir.