İngiltere'de yapılan yeni bir araştırma, etnik azınlık kökenli kadınların meme kanseri taraması sırasında teşhis edilme olasılığının, beyaz kadınlara kıyasla üçte bir oranında daha düşük olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, bu gruplardan gelen hastalar daha çok acil sevk veya acil servis başvurusu sonrası teşhis ediliyor; bu da hastalığın daha ileri evrelerde yakalanmasına yol açabiliyor. Bulgular, İngiltere'nin ulusal sağlık sisteminde (NHS) tarama programlarına erişimde ve sağlık hizmetlerinden yararlanmada önemli eşitsizlikler olduğunu gösteriyor.
Araştırmanın Arka Planı ve Bulguları
İngiltere'de meme kanseri taraması, 50-70 yaş arası kadınlara üç yılda bir mamografi yapılmasını öngörüyor. Ancak araştırma, etnik azınlık gruplarına mensup kadınların bu programdan yeterince faydalanamadığını gösteriyor. Çalışmada, Güney Asya, Afrika ve Karayip kökenli kadınların tarama yoluyla teşhis edilme oranlarının belirgin şekilde düşük olduğu, buna karşın semptomlar ortaya çıktıktan sonra acil başvurularda teşhis edilme oranlarının daha yüksek olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, bunun nedenleri arasında dil bariyerleri, kültürel faktörler, sağlık okuryazarlığındaki eksiklikler ve sağlık sistemine duyulan güvensizliğin yanı sıra randevu sistemine erişimde yaşanan zorlukları gösteriyor.
Araştırmayı yürüten ekip, verilerin 2010-2019 yılları arasında toplandığını ve İngiltere genelinde binlerce kadının kayıtlarının incelendiğini belirtiyor. Bulgular, meme kanseri taramasının etnik köken fark etmeksizin tüm kadınlar için eşit derecede erişilebilir olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle bazı etnik gruplarda tarama oranlarının %30'a varan farklılık gösterdiği ifade ediliyor. Bu durum, kanserin daha geç teşhis edilmesine ve tedavi başarısının düşmesine yol açabiliyor.
Sağlık yetkilileri, bu eşitsizliklerin giderilmesi için hedefe yönelik bilgilendirme kampanyaları, toplum temelli farkındalık programları ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması gibi önlemler alınması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, araştırmacılar, aile hekimlerinin bu gruplardan gelen kadınları tarama programlarına yönlendirmede daha aktif rol alması gerektiğini belirtiyor. İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS), konuyla ilgili olarak eşitsizlikleri azaltma taahhüdünde bulunduğunu açıkladı, ancak somut adımların henüz atılmadığı eleştirileri var.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu bulgular, yalnızca İngiltere'ye özgü olmayıp, gelişmiş ülkelerdeki sağlık sistemlerinde yaygın olarak görülen bir soruna işaret ediyor. ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde de etnik azınlıkların kanser tarama programlarına katılımının düşük olduğu biliniyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sağlıkta eşitsizliklerin küresel bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve sosyoekonomik faktörlerin yanı sıra etnik kökenin de belirleyici olduğunu vurguluyor. Pandemi döneminde birçok ülkede tarama programlarının aksaması, bu eşitsizlikleri daha da derinleştirdi.
İngiltere'deki bu araştırma, sağlık politikalarının yeniden gözden geçirilmesi için bir uyarı niteliğinde. Uzmanlar, tarama programlarının yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda sosyokültürel bir perspektifle ele alınması gerektiğini söylüyor. Örneğin, bazı topluluklarda meme kanseri taramasına yönelik utanç veya korku gibi duyguların yaygın olduğu, bu nedenle toplum liderleriyle işbirliği yapılması gerektiği belirtiliyor. Ayrıca, göçmen kadınların dil sorunu nedeniyle randevu almakta zorlandığı, bu nedenle çok dilli hizmetlerin yaygınlaştırılması öneriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki bu araştırma, Türkiye'deki sağlık hizmetlerine erişimde etnik ve kültürel faktörlerin rolüne dair dolaylı da olsa ipuçları sunuyor. Türkiye'de özellikle kırsal kesimde ve göçmen nüfusta meme kanseri tarama programlarına katılımın düşük olduğu biliniyor. Son yıllarda Sağlık Bakanlığı'nın yürüttüğü KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) çalışmaları olsa da, dil ve kültürel bariyerler, özellikle Arapça ve Kürtçe konuşan kadınlar için erişimi kısıtlayabiliyor. Bu bağlamda, İngiltere örneği, Türkiye'nin de sağlıkta eşitlik politikalarını gözden geçirmesi ve hedefe yönelik farkındalık kampanyaları geliştirmesi gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, sağlık sistemine duyulan güvenin artırılması ve toplum temelli yaklaşımların benimsenmesi, tarama programlarının etkinliğini artırabilir.