On yıl önce, 2016'da, binlerce göçmen Fransa'nın Calais kentinin eteklerinde 'Büyük Cangıl' olarak bilinen dev bir kamp kurmuştu. Yetkililerin bu kampı tamamen boşaltması yedi gün sürdü. Bugün ise, aynı bölgede düzinelerce daha küçük 'cangıl' kıyı şeridi boyunca dağınık halde bulunuyor ve bu kamplar düzenli olarak yıkılıyor. Ancak göçmenler, Birleşik Krallık'a ulaşma umuduyla Manş Denizi'ni geçmeye çalışmaya devam ediyor.
Büyük Cangıl'ın mirası ve bugünkü durum
2016 yılında Calais'deki 'Büyük Cangıl' kampı, Avrupa'nın en büyük düzensiz göçmen kampıydı. Yaklaşık 7.000 kişi burada yaşıyordu. Kampın yıkılmasının ardından, göçmenler çevredeki ormanlık alanlara ve sanayi bölgelerine dağıldı. Bugün, Calais ve çevresinde yaklaşık 1.000 ila 1.500 göçmenin küçük gruplar halinde yaşadığı tahmin ediliyor. Bu kamplar sürekli yıkılıp yeniden kuruluyor; göçmenler temel barınma, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimde büyük zorluk çekiyor.
Fransız yetkililer, bölgede güvenlik önlemlerini artırmış durumda. Calais Limanı ve Eurotunnel çevresinde yüksek duvarlar, dikenli teller ve gözetleme kuleleri bulunuyor. Ancak bu önlemler, göçmenleri durdurmaya yetmiyor. Son yıllarda, küçük teknelerle Manş Denizi'ni geçmeye çalışan göçmen sayısında önemli bir artış yaşandı. 2023'te yaklaşık 30.000 kişi bu tehlikeli yolculuğu denedi; 2024'te ise bu sayı 36.000'i aştı. Birleşik Krallık hükümeti, göçmenleri Rwanda'ya gönderme planını hayata geçirmeye çalışsa da, bu politika tartışmalı ve insan hakları örgütleri tarafından eleştiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Calais'deki durum, Avrupa'nın düzensiz göçle mücadelesinde sembolik bir hal aldı. Göçmenlerin çoğu, Afganistan, Eritre, Sudan, Irak ve Suriye gibi çatışma ve istikrarsızlık bölgelerinden geliyor. Birleşik Krallık'a ulaşma umuduyla hayatlarını riske atıyorlar. İngiltere ve Fransa arasında 2003 Le Touquet Anlaşması ile sınır kontrolleri Calais'e kaydırılmıştı; ancak bu durum göçmenlerin Fransa'da sıkışıp kalmasına yol açtı. Son yıllarda iki ülke arasında işbirliği artırılsa da, insan kaçakçılığı ağları ve göçmenlerin umutsuzluğu sorunu daha da derinleştiriyor.
Avrupa Birliği, göç ve iltica politikalarında ortak bir çözüm bulmakta zorlanıyor. Üye ülkeler arasında sorumluluğun paylaşılması konusunda anlaşmazlıklar sürüyor. Calais'deki kampların varlığı, AB'nin göç yönetimi konusundaki yetersizliğini gözler önüne seriyor. İnsan hakları örgütleri, göçmenlerin temel haklarının ihlal edildiğini ve geri itme (pushback) uygulamalarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtiyor. Öte yandan, yerel halk ve işletmeler, güvenlik endişeleri ve ekonomik etkiler nedeniyle durumdan şikayetçi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Calais'deki göçmen krizi, Türkiye'nin dış politikası ve güvenliği açısından dolaylı da olsa önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Suriye, Afganistan ve diğer bölgelerden gelen göçmenler için önemli bir transit ülke konumunda. AB ile 2016'da imzalanan Göç Anlaşması çerçevesinde Türkiye, göçmen akışını kontrol altında tutmaya çalışıyor. Avrupa'da göçmen karşıtı söylemlerin güçlenmesi ve sınır güvenliği önlemlerinin artması, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde göç konusunu daha da kritik hale getirebilir. Ayrıca, Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin geri dönüşü ve AB'nin mali desteği gibi konular, Calais gibi sembolik krizler üzerinden yeniden gündeme gelebilir. Türkiye, göç yönetiminde kendi sınırlarını korurken, insani sorumlulukları da dengelemek zorunda.