İngiltere Çocuk Komiseri Rachel de Souza, hükümetin terörle mücadele programı Önleme'nin (Prevent) aşırılıkçılığa bulaşmış gençlere yeterince yardım edemediğini ve bu gençlerin bir kısmının net bir ideolojisi olmaksızın şiddete takıntılı hale geldiğini ortaya koyan kapsamlı bir rapor yayımladı. Rapora göre, programa yönlendirilen çocukların yüzde 71'i belirgin bir aşırılıkçı ideoloji taşımıyor. De Souza, bu durumun gençlerin radikalleşme sürecinde ideolojik motivasyondan ziyade psikolojik ve sosyal faktörlerin etkili olduğunu gösterdiğini vurguladı. Rapor, Önleme programının mevcut yaklaşımının bu yeni nesil gençlerin ihtiyaçlarına cevap veremediğini ve acil reform gerektiğini ortaya koyuyor.
Önleme Programı ve Raporun Bulguları
Çocuk Komiserliği tarafından hazırlanan ve 2023-2024 döneminde programa yönlendirilen 1.400'den fazla çocuğun dosyasını inceleyen rapor, endişe verici bir tablo çiziyor. Rapor, çocukların önemli bir bölümünün (yüzde 71) herhangi bir aşırılıkçı grupla bağlantısı olmadığını, ancak şiddet içerikli içeriklere yoğun şekilde maruz kaldığını ve 'şiddete takıntılı' bir ruh haline büründüğünü tespit etti. Bu çocukların çoğunun, çevrimiçi ortamda karşılaştığı aşırı şiddet içeren videolar, oyunlar ve sosyal medya paylaşımlarından etkilendiği belirtiliyor. Rachel de Souza, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu çocuklar ideolojiden çok şiddetin kendisine hayranlık duyuyor. Onları birer terörist adayı olarak görmek yerine, travma, istismar ve yalnızlık gibi sorunlarla boğuşan savunmasız bireyler olarak ele almak gerekiyor" dedi. Rapor, mevcut Önleme programının ise bu tür vakalara müdahale etmekte yetersiz kaldığını, çünkü programın tasarımının ideolojik radikalleşmeye odaklandığını, ancak şiddet odaklı (ideolojisiz) radikalleşmeye karşı etkili bir yanıt üretemediğini ortaya koyuyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer bulgu ise, yönlendirilen çocukların yaklaşık üçte birinin daha önce çocuk koruma servislerine kayıtlı olduğu ve önemli bir kısmının zihinsel sağlık sorunları yaşadığı. De Souza, bu durumun radikalleşmenin bir güvenlik sorunu olduğu kadar bir çocuk refahı sorunu olduğunu gösterdiğini ifade etti. Hükümetin, Önleme programını çocuk odaklı bir yaklaşımla yeniden yapılandırması ve bu gençlere psikolojik destek sağlaması gerektiğini vurguladı. Programın, sadece ulusal güvenlik perspektifiyle değil, aynı zamanda çocukların sağlıklı gelişimi ve topluma kazandırılması açısından ele alınması gerektiğinin altını çizdi.
Küresel Boyut ve Benzer Programlar
İngiltere'nin Önleme programı, 2015 yılında Terörle Mücadele ve Güvenlik Yasası kapsamında oluşturuldu ve o tarihten bu yana tartışmaların odağında yer aldı. Program, bir yandan aşırılıkçılıkla mücadelede önemli bir araç olarak görülürken, diğer yandan Müslüman toplumlara yönelik ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle eleştirildi. Ancak son rapor, programın artık farklı bir sorunla karşı karşıya olduğunu gösteriyor: ideolojik olmayan, ancak şiddete eğilimli gençler. Bu durum, yalnızca İngiltere'ye özgü değil; Avrupa genelinde, özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkelerde de benzer programlar benzer zorluklarla karşılaşıyor. Uzmanlar, çevrimiçi şiddet içeriklerinin yaygınlaşmasıyla birlikte gençlerin radikalleşme sürecinin değiştiğini ve bu yeni dinamiklere uyum sağlayacak politikaların geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Örneğin, Almanya'da "aşırılıkçılıkla mücadele" programları, gençlere yönelik sosyal hizmetlerle entegre edilmiş durumda; bu da İngiltere için örnek teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu rapor, Türkiye'nin de benzer sorunlarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, radikalleşme ve aşırılıkla mücadelede uluslararası deneyimlerin paylaşılmasının önemini ortaya koyuyor. Türkiye, özellikle DEAŞ ve PKK gibi terör örgütlerinin yanı sıra, son yıllarda artan sağcı aşırılık ve şiddet içerikli çevrimiçi akımlarla mücadele ediyor. İngiltere'nin bulguları, Türkiye'nin kendi radikalleşmeyi önleme programlarını gözden geçirmesi ve ideolojik olmayan şiddet eğilimli gençlere yönelik özel müdahale mekanizmaları geliştirmesi açısından dersler içeriyor. Ayrıca, sivil toplum kuruluşları ve eğitim kurumlarının bu süreçte daha aktif rol alması gerektiği, Türkiye'nin de bu alandaki stratejilerini güçlendirmesi için önemli bir kılavuz niteliğinde.