İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılmasının ardından AB vatandaşları için oluşturulan yerleşik statü sistemi, büyük bir skandala sahne oldu. Sistem, özdeş ikizleri karıştırarak bir kadının yurt dışında mahsur kalmasına neden oldu. İngiliz İçişleri Bakanlığı'nın (Home Office) hatası sonucu, yerleşik statüsü olan bir kadın, ülkeye dönüşünde sorunlarla karşılaştı. Bu olay, Brexit sonrası AB vatandaşlarının haklarının korunmasında ciddi eksiklikler olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Gelişmenin arka planı
Brexit sonrası İngiltere'de yaşamaya devam etmek isteyen AB vatandaşları, Yerleşik Statü Sistemi'ne (Settled Status) başvurarak kalıcı oturma hakkı elde edebiliyorlar. Bu sistem, AB vatandaşlarının İngiltere'de kalma, çalışma ve sosyal haklardan yararlanma imkanı tanıyor. Ancak sistemin uygulanmasında ciddi aksaklıklar yaşanıyor. Son olarak, özdeş ikiz kardeşlerden biri, kendisine verilen yerleşik statü belgesinin kardeşine ait olduğunu fark etti. Yani İçişleri Bakanlığı, iki kardeşin kimlik bilgilerini karıştırdı.
Bu karışıklık nedeniyle kadın, ülke dışına çıktıktan sonra İngiltere'ye geri dönüşte havaalanında sorunlar yaşadı. Göçmenlik memurları, kadının kendi statüsünün geçerli olmadığını iddia etti ve kadın yurt dışında mahsur kaldı. Yaşanan bu olay, hem kadının mağduriyetine yol açtı hem de sistemin güvenilirliğini ciddi şekilde sorgulattı. İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, hatanın fark edildiği ve düzeltilmesi için çalışıldığı belirtildi. Ancak bu açıklama, mağdur olan binlerce AB vatandaşının endişelerini gidermeye yetmedi.
İngiltere'de yaşayan yaklaşık 3,5 milyon AB vatandaşı, yerleşik statü alabilmek için başvuruda bulundu. Bunlardan yaklaşık 600 binine yerleşik statü verilirken, diğerleri ön yerleşik statüyle yetinmek zorunda kaldı. Ancak sistemdeki hatalar, birçok kişinin yanlış bilgilendirilmesine ve hak kayıplarına neden oluyor. Özellikle kimlik tespitindeki yetersizlikler, biyometrik verilerin kullanılmaması ve yüz tanıma sistemlerinin eksikliği, bu tür karışıklıkların yaşanmasına zemin hazırlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu olay, sadece İngiltere'deki AB vatandaşlarını ilgilendiren bir sorun olmaktan çıkmış durumda. Brexit sonrası İngiltere'nin göçmenlik politikalarının ne kadar katı ve hatalı olabileceğini gösteren bu örnek, tüm dünyada yankı uyandırdı. Özellikle insan hakları örgütleri, İçişleri Bakanlığı'nın "düşmanca ortam" (hostile environment) politikasının bu tür hataları sistematik hale getirdiğini savunuyor. Ayrıca, bu durum İngiltere'nin uluslararası itibarına da zarar veriyor; AB vatandaşlarına verilen güvenceye rağmen uygulamada hak ihlallerinin sürmesi, ülkenin güvenilirliğini zedeliyor.
Öte yandan, bu olay Avrupa genelinde göçmen politikalarına ilişkin tartışmaları da yeniden alevlendirdi. Brexit sürecinde AB vatandaşlarının haklarının korunacağı sözü verilmişti; ancak uygulamada yaşanan aksaklıklar, bu taahhütlerin ne kadar kağıt üzerinde kaldığını ortaya koyuyor. Brüksel yönetimi, İngiltere'yi anlaşmalara uymamakla suçlarken, konunun takipçisi olacağını belirtiyor. Bu tür skandallar, Brexit'in maliyetinin sadece ekonomik değil, aynı zamanda insani boyutunun da olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, Türkiye'nin Brexit sonrası İngiltere ile ilişkilerinde dikkate alması gereken önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, İngiltere ile imzaladığı ticaret anlaşmasının yanı sıra, vize serbestisi ve göçmen politikaları konusunda da müzakereler yürütüyor. İngiltere'nin göçmenlik sistemindeki bu tür hatalar, Türk vatandaşlarının da mağduriyet yaşayabileceği endişesini artırabilir. Özellikle İngiltere'de yaşayan Türk toplumu, bu tür uygulamalardan olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, bu durum Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde de bir referans noktası olabilir; AB'nin kendi vatandaşlarına bile bu şekilde davranan bir ülkeyle müzakerelerde dikkatli olması gerektiği yorumları yapılıyor.