İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülke tarihinin en karanlık sayfalarından birini oluşturan zorla evlat edindirme uygulamaları nedeniyle bugün Avam Kamarası'nda devlet adına resmî özür diledi. Starmer, 1949 ile 1976 yılları arasında Birleşik Krallık hükümeti ve Hristiyan kiliselerinin koordinasyonuyla yürütülen sistemde, yaklaşık 185 bin bebeğin ailelerinden zorla alınarak evlatlık verildiğini belirtti. Başbakan, bu uygulamanın "devlet destekli bir ahlaki başarısızlık" olduğunu ifade ederek mağdurlardan ve ailelerinden af diledi.
Gelişmenin arka planı
Söz konusu uygulama, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde evlilik dışı doğumları "utanç verici" gören bir toplumsal anlayışın ürünü olarak ortaya çıktı. Bekar anneler, genellikle aile baskısı ve devlet kurumlarının yönlendirmesiyle bebeklerini doğumdan hemen sonra vermeye zorlandı. Kiliselere bağlı yardım kuruluşları ve yerel yönetimler, bu bebeklerin genellikle evli çiftlere verilmesini sağladı. Annelere, çocuklarıyla ilgili herhangi bir bilgi verilmezken, evlat edinen ailelere de bebeğin geçmişi hakkında gerçekçi olmayan vaatlerde bulunuldu.
Geçtiğimiz yıllarda yayımlanan bağımsız bir rapor, bu uygulamanın yalnızca bireysel bir zorlama değil, sistematik bir devlet politikası olduğunu ortaya koymuştu. Raporda, hükümetin ve kiliselerin mali teşvikler ve yasal düzenlemelerle bu sistemi teşvik ettiği belirtiliyor. Starmer'ın özrü, mağdurların yıllardır süren kampanyaları sonucu geldi. Başbakan, hükümetin bu konuda kapsamlı bir tazminat programı ve anma çalışmaları başlatacağını da duyurdu.
Bölgesel ve küresel boyut
Birleşik Krallık bu uygulama ile yalnız değil. Benzer zorla evlat edindirme politikaları, Avustralya, Kanada, İrlanda ve İsveç gibi ülkelerde de uygulanmıştı. Özellikle Avustralya'da "Çalınan Nesiller" (Stolen Generations) olarak bilinen, Aborijin çocuklarının ailelerinden alınması uygulaması uluslararası alanda büyük yankı uyandırmıştı. Bu ülkelerde de hükümetler resmî özür dilemiş ve tazminat programları başlatmıştı. Starmer'ın bu adımı, benzer mağduriyetler yaşayan ülkeler için bir model teşkil edebilir. Aynı zamanda, devletlerin geçmişteki insan hakkı ihlallerini kabul etmesi ve hesap vermesi gerektiği yönündeki küresel normu güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de doğrudan bu dönemle ilgili bir uygulama bulunmamakla birlikte, devletlerin geçmişteki ayrımcı veya zorlayıcı politikalarını kabul etmesi yönündeki küresel eğilim önemlidir. Türkiye, özellikle azınlık hakları ve toplumsal travmalar konusunda bu tür özür ve tazminat süreçlerini yakından izlemektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve uluslararası kamuoyu baskısı, benzer konularda Türkiye'yi de etkileyebilir. Bu haber, devletlerin insan hakları ihlallerinde sorumluluk üstlenmesi gerektiği fikrini pekiştirerek, Türk dış politikasının insan hakları söyleminde referans alabileceği bir örnek oluşturuyor.