İngiltere Adalet Bakanı David Lammy, aile içi şiddet sonucu öldürülen kadınların faillerine verilen asgari cezaların artırılması kararını açıkladı. Bu karar, yıllardır benzer acıları yaşayan ailelerin ve özellikle de evlatlarını kaybeden annelerin yorulmak bilmeyen lobi faaliyetlerinin bir sonucu olarak geldi. Lammy, Westminster Sarayı'ndaki bakanlık ofisinde, kendisine sunulan fotoğrafları sessizce incelerken, aslında bir annenin 'Kızınızın başına gelseydi?' sorusuyla yüzleşiyordu.
Bir Annenin Mücadelesi: Ceza Adaleti Sisteminde Boşluk
İngiltere'de aile içi şiddet mağduru kadınların öldürülmesi vakalarında, failin suçu 'aile içi şiddet' kapsamında değerlendirilmediğinde cezalar daha hafif olabiliyordu. Özellikle de failin daha önce sabıkası yoksa veya 'anlık öfke' gibi gerekçelerle yargılanıyorsa, verilen cezalar adalet duygusunu zedeliyordu. İşte bu adaletsizliğe karşı, kızları öldürülen anneler bir araya gelerek 'The Sentencing Gap' (Ceza Boşluğu) adlı bir kampanya başlattı. Kampanya, kısa sürede ülke çapında ses getirdi ve medyanın da ilgisiyle büyüdü. Anneler, parlamentoda oturumlar düzenledi, imza kampanyaları başlattı ve Adalet Bakanlığı'na mektuplar yağdırdı. Onların temel talebi, aile içi şiddet mağduru kadınların öldürülmesi suçunda asgari cezanın 15 yıldan 25 yıla çıkarılmasıydı.
Kampanyanın en etkili isimlerinden biri, 23 yaşındaki kızı eski erkek arkadaşı tarafından öldürülen Helen Smith oldu. Smith, yaptığı açıklamada 'Sistemin bizi duyması için yıllarca uğraştık. Kızımın katili sadece 8 yıl yatacaktı. Bu bir adalet değil, bir rezaletti' dedi. Onun ve diğer annelerin çabaları sayesinde, konu 2023 yılında Meclis gündemine taşındı. Milletvekilleri, konuyu ele alan bir komisyon kurdu ve komisyon raporunda mevcut cezaların caydırıcı olmadığı vurgulandı. Raporda, 'Aile içi şiddet mağduru kadınların öldürülmesi, diğer cinayetlerden farklı değildir; aksine daha planlı ve sistematik bir şiddet içerir' ifadeleri yer aldı.
Küresel Boyut: Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Bir Dönüm Noktası mı?
İngiltere'nin bu adımı, sadece ülke içinde değil, uluslararası alanda da yankı buldu. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, kararı memnuniyetle karşılarken, benzer düzenlemelerin diğer ülkelerde de yapılması çağrısında bulundu. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde aile içi şiddet suçlarına verilen cezaların farklılık gösterdiği biliniyor. İspanya'da 2019'da çıkarılan bir yasayla aile içi şiddet suçlarında asgari cezalar artırılırken, Almanya'da bu konuda henüz kapsamlı bir düzenleme bulunmuyor. Uzmanlar, İngiltere'deki bu değişikliğin, özellikle de 'İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme tartışmalarının yaşandığı Türkiye gibi ülkelerde örnek teşkil edebileceğini belirtiyor. Ayrıca, kararın Birleşik Krallık'taki göçmen toplulukları üzerinde de etkili olması bekleniyor; zira bu topluluklarda aile içi şiddet vakalarının rapor edilme oranı daha düşük.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kadına yönelik şiddetle mücadelede uzun yıllardır önemli adımlar atmış olsa da, son dönemde İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı eleştirilere neden olmuştu. İngiltere'nin aile içi şiddet mağduru kadınların öldürülmesi suçunda asgari cezayı artırması, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları tarafından yakından takip ediliyor. Türkiye'de de benzer bir 'ceza boşluğu' bulunuyor; özellikle 'iyi hal' indirimi ve 'tahrik' gerekçeleriyle verilen düşük cezalar kamuoyunda tepki çekiyor. Bu gelişme, Türkiye'deki kadın örgütlerinin, mevcut yasaların gözden geçirilmesi ve cezaların caydırıcılığının artırılması yönündeki taleplerine yeni bir argüman sunuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde bu tür düzenlemelerin bir kriter olarak ele alınabileceği değerlendiriliyor.