Bir zamanlar Avrupa’nın en cömert göç politikalarına sahip ülkelerinden biri olan İsveç, on yılı aşkın süredir yürüttüğü kapsamlı reformlarla göç rejimini köklü biçimde değiştiriyor. Ülkede yaşayan binlerce kişi, oturum izinlerinin iptal edilmesi riskiyle karşı karşıya kalırken, hükümetin ‘sıfır tolerans’ olarak tanımladığı yeni uygulamalar mülteci haklarını ciddi ölçüde daraltıyor. Başkent Stockholm’de yaşayan ve hakkındaki sınır dışı kararına itiraz eden Afgan asıllı bir baba, “Hiçbir yanlış yapmadım. Burada doğru düzgün bir hayat kurdum” diyerek çaresizliğini dile getiriyor.
On yıllık dönüşüm: Cömertlikten katılığa
İsveç, 2015 yılında 163 binin üzerinde sığınma başvurusu alarak Avrupa’nın en büyük ikinci mülteci kabul oranına ulaşmıştı. Ancak bu akın, ülkede göç karşıtı söylemlerin yükselmesine ve sağ popülist İsveç Demokratları’nın oy oranını artırmasına neden oldu. 2016’da hükümet, sığınma koşullarını AB’nin minimum standartlarına çekecek bir yasa paketini meclisten geçirdi. 2021’de ise yeni bir yasayla aile birleşimi ve oturum izinlerinin yenilenmesi daha da zorlaştırıldı.
2022 seçimlerinde iktidara gelen muhafazakar koalisyon, göç politikasını daha da sertleştirme sözü verdi. İçişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, “İsveç artık dünyanın mülteci kampı olamaz” diyerek hedeflerini net bir şekilde ortaya koydu. Yeni uygulamalar kapsamında, geçici koruma statüsüyle ülkede bulunanların durumları her iki yılda bir yeniden değerlendirilecek; suç kaydı olanlar veya topluma uyum sağlayamadığı düşünülenler sınır dışı edilebilecek.
İsveç Göç İdaresi verilerine göre, 2023 yılında sınır dışı kararı sayısı bir önceki yıla göre yüzde 40 artarak 12 bine yaklaştı. 2024’ün ilk yarısında ise bu rakam 7 bini aştı. Uzmanlar, uygulamaların özellikle Afganistan, Suriye, Somali ve Eritre kökenlileri hedef aldığını belirtiyor. İnsan hakları örgütleri, ülkede kök salmış ve çocukları İsveç’te doğmuş ailelerin dahi sınır dışı tehdidiyle karşı karşıya kaldığını ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa’ya örnek mi?
İsveç’in bu sert dönüşü, Avrupa’da göç politikalarının giderek sağa kaydığı bir döneme denk geliyor. Danimarka ve Hollanda benzer adımlar atarken, Almanya da geçtiğimiz aylarda sığınma prosedürlerini hızlandırma ve sınır dışıları kolaylaştırma kararı aldı. İsveç’in uygulamaları, Avrupa Birliği’nin ortak göç politikasının geleceği açısından kritik bir test niteliği taşıyor.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) İskandinavya temsilcisi Henrik Nordqvist, İsveç’in yeni yasalarının uluslararası hukukla çeliştiğini savunuyor: “Bir kişinin bir ülkede on yıl yaşadıktan, iş sahibi olduktan ve çocukları o ülkenin eğitim sisteminden geçtikten sonra sınır dışı edilmesi, mültecilerin korunmasına ilişkin temel ilkeleri zedeliyor.” Ancak İsveç hükümeti, uygulamaların yasal olduğunu ve ülkenin güvenlik ve sosyal uyumunu sağlamayı amaçladığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç’in göç politikasını sertleştirmesi, özellikle Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yönelik politikalarıyla karşılaştırıldığında önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, yaklaşık 3,6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yaparken, Avrupa ülkeleri giderek daha katı politikalar benimsiyor. Bu durum, Türkiye’nin AB ile mülteci anlaşması kapsamında üstlendiği rolü daha da kritik hale getiriyor. İsveç’teki gelişmeler, AB’nin Türkiye’ye yönelik mülteci desteğinin azalmasına veya koşulların sertleşmesine yol açabileceği gibi, Türk kamuoyunda da mülteci politikalarına ilişkin tartışmaları etkileyebilir. Öte yandan, İsveç’in terör örgütü PKK’ya yönelik tutumu ve NATO üyeliği sürecinde Türkiye ile yaşadığı gerilim, iki ülke arasındaki mülteci konusunu doğrudan bir pazarlık unsuru haline getirmiş durumda. Bu bağlamda, İsveç’in sertleşen göç politikası, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir gerilim alanı yaratabilir.