İngiltere, Avrupa Birliği'nden ayrılma kararının 10. yılına yaklaşırken, ada ülkesinde Brexit sonrası ilişkilerin yeniden değerlendirildiği bir döneme girildi. Ünlü tarihçi ve yorumcu Timothy Garton Ash, The Guardian'daki makalesinde, İngiltere'nin AB'ye olası bir dönüşünün önündeki engelleri ve bu sürecin nasıl işlemesi gerektiğini analiz ediyor. Ash'e göre, tam üyelik için sadece İngiltere'de değil, kıta Avrupa'sında da kapsamlı bir demokratik ikna maratonu gerekiyor. Çünkü şu an için kartların çoğu AB'nin elinde bulunuyor.
Brexit Sonrası On Yıl: Gerçekçi Bir Muhasebe
2016 referandumunun ardından geçen on yıl, İngiltere için siyasi ve ekonomik açıdan çalkantılı geçti. Brexit'in vaat ettiği bağımsızlık ve küresel ticaret anlaşmaları beklendiği gibi sonuçlanmadı. Ticaret engelleri arttı, iş gücü piyasasında darboğazlar yaşandı ve İskoçya ile Kuzey İrlanda'nın AB ile ilişkileri karmaşık bir hal aldı. Kamuoyu yoklamaları, Brexit sonrası pişmanlığın arttığını ve yeniden katılma fikrinin daha fazla destek bulduğunu gösteriyor. Ancak Ash, duygusal bir dönüşün yeterli olmadığını vurguluyor. İngiltere'nin öncelikle AB'nin nasıl işlediğini, değerlerini ve hedeflerini derinlemesine anlaması gerekiyor. AB üyeliği sadece ekonomik faydalar değil, aynı zamanda egemenlik paylaşımı ve ortak karar alma mekanizmalarına uyum anlamına geliyor. İngiltere'nin bu gerçeği kabullenmesi ve AB'yi sadece bir pazar değil, siyasi bir proje olarak görmesi şart.
Ash, İngiltere'nin AB'ye dönüşünün teknik olarak mümkün olduğunu ancak siyasi irade ve stratejik vizyon gerektirdiğini belirtiyor. AB üyeliği, Maastricht, Lizbon ve Amsterdam antlaşmalarıyla şekillenmiş karmaşık bir hukuki ve siyasi çerçeveye dayanıyor. İngiltere'nin bu çerçeveye uyum sağlaması, özellikle ortak tarım politikası, balıkçılık ve bütçe katkıları gibi hassas konularda uzun müzakereleri beraberinde getirecek. AB'nin genişleme sürecinde yaşadığı deneyimler, aday ülkelerin reform yapmasını beklediğini gösteriyor. İngiltere'nin de benzer bir süreçten geçmesi muhtemel.
Kıta Avrupa'sında Algı Değişimi
Ash'in makalesinde dikkat çektiği bir diğer nokta, AB üyesi ülkelerin İngiltere'nin dönüşüne nasıl bakacağı. Brexit sürecinde İngiltere'nin sergilediği tavır, kıta Avrupa'sında güven kaybına yol açtı. Almanya, Fransa ve diğer AB üyeleri, İngiltere'nin tekrar üye olması durumunda benzer bir krizin tekrarlanmasından endişe ediyor. AB'nin genişleme yorgunluğu yaşadığı bir dönemde, İngiltere'nin dönüşü, Birliğin reform ihtiyacını da gündeme getirebilir. AB'nin karar alma mekanizmalarının daha esnek hale getirilmesi ve üye ülkeler arasındaki uyumun artırılması gerekiyor. İngiltere'nin dönüşü, bu reform sürecini hızlandırabilir veya tam tersine, mevcut sorunları derinleştirebilir.
Bölgesel ve küresel boyutta, İngiltere'nin AB'ye dönüşü, transatlantik ilişkileri de etkileyecektir. ABD, Brexit sonrası İngiltere'yi özel bir ortak olarak konumlandırmıştı. AB'ye dönüş, İngiltere'nin ABD ile ilişkilerini yeniden tanımlamasına yol açabilir. Ayrıca, Ukrayna savaşı ve Çin'in yükselişi gibi jeopolitik gelişmeler, Batı dünyasında daha fazla birliği zorunlu kılıyor. İngiltere'nin AB'ye dönüşü, Avrupa'nın küresel sahnede daha güçlü bir aktör olmasına katkı sağlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin AB'ye olası dönüşü, Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve küresel konumu açısından dolaylı etkiler yaratabilir. İngiltere, AB içinde serbest ticaret ve genişleme yanlısı bir ülke olarak biliniyordu. Dönüşü halinde, Türkiye'nin AB üyelik sürecine olumlu yaklaşabilecek bir sesin Brüksel'de yeniden güçlenmesi mümkün. Ancak mevcut AB genişleme politikası ve Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin durma noktasına gelmesi, bu etkinin sınırlı kalacağını gösteriyor. Öte yandan, İngiltere'nin AB'ye dönüşü, küresel ticaret dengelerini değiştirebilir ve Türkiye'nin İngiltere ile mevcut ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etmesini gerektirebilir. Genel olarak, bu gelişme Türkiye için hem fırsatlar hem de belirsizlikler barındırıyor.