İngiltere'de Muhafazakar Parti'nin Avrupa Birliği (AB) ile mevcut gıda ve içecek ticareti anlaşmasını iptal etme planı, ülke genelindeki gıda ve içecek üreticileri arasında ciddi endişe yarattı. Sektör temsilcileri, böyle bir adımın "muazzam bir belirsizliğe" yol açacağı ve işletmelerin her birkaç yılda bir farklı düzenleyici rejimlere uyum sağlamak zorunda kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Muhafazakarların Planı
Söz konusu anlaşma, İngiltere'nin AB'den ayrılmasının (Brexit) ardından 2020 yılında imzalanan Ticaret ve İşbirliği Anlaşması'nın (TCA) bir parçası olarak gıda ve içecek ürünlerinde karşılıklı tanıma ve basitleştirilmiş ihracat prosedürlerini içeriyor. Anlaşma, özellikle hayvansal ürünler, bitki sağlığı ve etiketleme konularında belirli standartların karşılıklı kabulünü öngörüyor. Muhafazakar Parti'nin önde gelen isimleri, son dönemde yaptıkları açıklamalarda, bu anlaşmanın İngiltere'nin egemenliğini kısıtladığını ve AB kurallarına otomatik uyum anlamına geldiğini savunarak, anlaşmayı feshedip yerine daha "esnek" bir model getirmeyi planladıklarını duyurdu. Parti sözcüsü, "İngiltere'nin kendi gıda standartlarını belirleme hakkını geri alacağız" ifadelerini kullandı.
Ancak bu plan, iş dünyası ve özellikle gıda sektöründe şok etkisi yarattı. İngiltere Gıda ve İçecek Federasyonu (FDF) başta olmak üzere birçok sektör kuruluşu, mevcut anlaşmanın sağladığı istikrarın kaybedilmesinin felaket olacağını belirtti. FDF CEO'su, "Üyelerimiz, her yeni hükümet döneminde kuralların değişmesini kaldıramaz. Bu, yatırım kararlarını ve tedarik zincirlerini alt üst eder" dedi.
Sektörün Endişeleri ve Olası Sonuçlar
Gıda ve içecek sektörü, İngiltere ekonomisinin önemli bir parçası. Sektör, yaklaşık 400.000 kişiye istihdam sağlıyor ve yıllık cirosu 120 milyar sterlini aşıyor. AB, İngiltere'nin en büyük gıda ihracat pazarı konumunda. 2023 verilerine göre, İngiltere'nin AB'ye gıda ve içecek ihracatı 25 milyar sterlin civarında. Mevcut anlaşma sayesinde İngiliz üreticiler, AB'ye ihracatta sınırda ek kontrol ve maliyetlerden büyük ölçüde muaf tutuluyor. Anlaşmanın iptali halinde, her iki tarafta da gümrük vergileri ve bitki sağlığı kontrolleri gibi engeller yeniden gündeme gelebilir.
Sektör temsilcileri, en büyük korkularının "düzenleyici istikrarsızlık" olduğunu vurguluyor. Bir üretici, "Bir yıl AB kurallarına, iki yıl sonra tamamen farklı İngiliz kurallarına uyum sağlamak zorunda kalırsak, üretim hatlarımızı sürekli değiştirmek zorunda kalırız. Bu da maliyetleri artırır ve rekabet gücümüzü düşürür" şeklinde konuştu. Ayrıca, küçük ve orta ölçekli işletmelerin bu tür değişikliklere uyum sağlamakta daha da zorlanacağı belirtiliyor.
Hükümet yetkilileri ise henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Muhafazakar Parti'nin bu planı, seçim öncesi bir vaat olarak sunuldu. Muhalefet partileri, planı "sorumluluktan kaçış" olarak nitelendirerek eleştirdi. İşçi Partisi sözcüsü, "İş dünyasına belirsizlik aşılamak yerine, onlara güven vermeliyiz" dedi.
Uzmanlar, anlaşmanın feshedilmesi durumunda İngiltere'nin DTÖ kurallarına göre ticaret yapmak zorunda kalabileceğini, bunun da daha yüksek tarifeler ve bürokrasi anlamına geldiğini belirtiyor. Ayrıca, AB'nin de misilleme olarak İngiliz ürünlerine yönelik kısıtlamalar getirebileceği konuşuluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere-AB ticaret ilişkileri, Brexit sonrası dönemde zaten kırılgan bir zeminde ilerliyor. Gıda anlaşmasının bozulması, yalnızca iki taraf arasındaki ticareti değil, aynı zamanda küresel gıda tedarik zincirlerini de etkileyebilir. İngiltere, AB üzerinden önemli miktarda ithalat yapıyor; özellikle meyve, sebze ve işlenmiş gıda ürünlerinde AB'ye bağımlılığı yüksek. Anlaşmanın iptali, İngiltere'de gıda fiyatlarını yükseltebilir ve enflasyonu körükleyebilir. Bu da zaten zor durumda olan İngiliz tüketicileri için ek bir yük anlamına gelir.
Öte yandan, Kuzey İrlanda Protokolü ve Windsor Çerçevesi gibi hassas konular da yeniden gündeme gelebilir. Kuzey İrlanda, hem AB hem de İngiltere pazarına erişimini sürdürmek için özel düzenlemelere tabi. Gıda anlaşmasının bozulması, adadaki dengeleri sarsabilir ve siyasi istikrarsızlığa yol açabilir.
Küresel ölçekte ise İngiltere'nin ticaret politikasındaki bu tür dalgalanmalar, diğer ülkelerle yapılan serbest ticaret anlaşmaları müzakerelerinde de güven sorunu yaratabilir. İngiltere, ABD, Japonya ve Avustralya gibi ülkelerle ticaret anlaşmaları yapma sürecinde; istikrarsız bir düzenleyici ortam, yatırımcıların gözünü korkutabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin AB ile gıda anlaşmasını bozma planı, doğrudan Türkiye'yi hedeflemese de dolaylı etkileri olabilir. Türkiye, İngiltere'ye önemli miktarda gıda ve tarım ürünü ihraç ediyor; 2023'te bu ihracat 1,5 milyar doları aştı. İngiltere'nin AB ile ticaretinde istikrarsızlık yaşanması, Türk ihracatçıları için hem fırsat hem de risk yaratabilir. AB ile anlaşmanın bozulması, İngiltere'nin alternatif tedarikçilere yönelmesine neden olabilir ve bu da Türk ürünlerine olan talebi artırabilir. Ancak, İngiltere'de genel ekonomik belirsizlik ve enflasyon, tüketici talebini düşürebilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi AB ile Gümrük Birliği ilişkisi göz önüne alındığında, İngiltere'nin AB standartlarından sapması, Türk üreticilerin her iki pazara uyum sağlamasını zorlaştırabilir. Türkiye, bu süreçte İngiltere ile ikili ticaret anlaşmalarını güçlendirerek ve yeni pazar arayışlarına girerek konumunu korumaya çalışmalı.