Birleşik Krallık'ın bağımsız hukuk denetleme kurulu, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı Kerim Han'ı, cinsel taciz iddiaları kapsamında geçici olarak meslekten men etti. Karar, İngiltere ve Galler Barosu'na kayıtlı olan Han'ın memleketinde avukatlık yapmasını yasaklıyor. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın ICC'ye yönelik 'mahkemeyi dağıtma' tehdidinin hemen ardından geldi. Han, İsrail-Filistin sorununda İsrail liderlerine yönelik tutuklama emri talebiyle uluslararası alanda tartışmaların odağında yer alıyor. Mahkeme, Gazze'deki savaş suçları iddialarını soruşturuyor. Karar, Han'ın görevini sürdürüp sürdüremeyeceği konusunda belirsizlik yaratırken, ICC'yi hedef alan siyasi baskıları da artırdı.
Soruşturmanın ayrıntıları ve Han'ın yanıtı
İngiltere ve Galler Barosu Disiplin Kurulu, 2025 yılının başlarında yapılan başvuru üzerine Kerim Han hakkında soruşturma başlatmıştı. Suçlamalar, Han'ın görev süresi boyunca bir kadın meslektaşına 'istenmeyen cinsel yaklaşımlarda' bulunduğu iddiasına dayanıyor. Han, iddiaları 'asılsız ve itibar suikastı' olarak nitelendirerek reddetti. Ancak kurul, yeterli delil bulunduğuna hükmederek geçici askıya alma kararı verdi. Disiplin sürecinin 6 ay içinde tamamlanması bekleniyor. Han, mahkemenin kuruluşunda görev alan deneyimli bir hukukçu olarak Fiji kökenli olup, İngiliz vatandaşıdır. ICC sözcüsü, mahkemenin süreci saygıyla karşıladığını ancak Han'ın savcılık görevine devam ettiğini, kararın yalnızca İngiltere'deki avukatlık lisansını etkilediğini söyledi. Uluslararası hukuk uzmanları, bu kararın Han'ın mahkeme içindeki otoritesini zayıflatabileceğini ve daha önemlisi, mahkemenin meşruiyetini sorgulatan ABD tehditleriyle birleştiğinde ICC'nin geleceğini tehlikeye atabileceğini belirtiyor.
ABD'nin ICC'ye yönelik tehditlerinin bölgesel ve küresel boyutu
ABD Başkanı Trump, 2024 sonlarında yaptığı bir açıklamada, ICC'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarması durumunda, mahkemeyi 'dağıtmak için harekete geçeceğini' söylemişti. Trump, 2020'de de ICC personeline yönelik yaptırımlar uygulamıştı. ABD, ne Roma Statüsü'nü imzalamış ne de ICC'nin yargı yetkisini tanımıştır. Ancak mahkeme, Filistin'in 2015'te taraf olmasıyla Gazze ve Batı Şeria'da işlenen savaş suçlarını soruşturma yetkisine sahip. İsrail, bu soruşturmayı 'antisemitik' olarak nitelerken, ABD de ICC'yi 'siyasallaşmış' olmakla suçluyor. Avrupa Birliği ve birçok insan hakları örgütü, ABD'nin tehditlerini kınayarak, mahkemeye tam destek verdiklerini açıkladı. Bu gerilim, uluslararası hukukun üstünlüğü ve hesap verebilirlik ilkelerinin giderek daha fazla büyük güçler tarafından aşındırıldığı bir dönemde yaşanıyor. Çin ve Rusya da benzer şekilde ICC'yi eleştirirken, Afrika ülkeleri mahkemenin adil işlemesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin de yakından izlediği bir sürecin parçası. Türkiye, ICC'ye taraf olmamakla birlikte, Gazze'deki savaş suçları iddialarının bağımsız bir uluslararası mahkeme tarafından soruşturulmasını destekliyor. Han'ın askıya alınması, İsrail-Filistin sorununu daha da karmaşık hale getirebilir. Türkiye, Filistin'e verdiği diplomatik destekle bilinirken, ICC'nin etkinliği zayıflarsa, Ankara'nın elindeki hukuki araçlar da kısıtlanmış olacak. Öte yandan, ABD'nin mahkemeyi dağıtma tehdidi, uluslararası sistemde güç dengelerinin hukukun üzerinde olduğu algısını güçlendiriyor; bu da Türkiye gibi orta büyüklükteki devletler için istikrarsızlık ve belirsizlik yaratıyor.