Fiji'nin Nadi kentinde düzenlenen ve Birleşmiş Milletler'in COP31 zirvesine hazırlık niteliği taşıyan iklim konferansı, ülkelerin küresel sıcaklık artışını 1,5 santigrat dereceyle sınırlamak için taahhütlerini acilen artırmaları gerektiğini açıkladı. 7 Ekim'de yayımlanan bildiri, aşırı hava olaylarının etkilerini sınırlamak için mevcut politikaların yetersiz olduğunu vurguladı. Zirve, özellikle kırılgan ada devletleri ve gelişmekte olan ülkelerin artan iklim risklerine dikkat çekti.
Gelişmenin Arka Planı
Nadi'deki konferans, COP31 öncesi düzenlenen bölgesel istişare toplantılarından biri. Pasifik ada ülkesi Fiji'nin ev sahipliği yapması, iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerin sesini duyurması açısından sembolik önem taşıyor. Bildiride, mevcut ulusal katkı beyanlarının (NDC) küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için yeterli olmadığı, hatta 2°C hedefinin bile altında kalındığı belirtildi. Bilim insanları, 1,5°C hedefinin aşılması durumunda deniz seviyesinin yükselmesi, mercan resiflerinin yok olması ve ekstrem hava olaylarının sıklaşması gibi geri döndürülemez sonuçların ortaya çıkacağı uyarısında bulunuyor.
Konferansta, gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmesi ve gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferi konusunda daha fazla destek sağlaması gerektiği vurgulandı. Ayrıca, fosil yakıtlardan uzaklaşma ve yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması çağrısı yapıldı. Bildiri, hükümetlere, iş dünyasına ve sivil topluma ortak sorumluluk yükledi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İklim değişikliği, sınır tanımayan bir kriz olarak uluslararası işbirliğini zorunlu kılıyor. Ancak son yıllarda yaşanan jeopolitik gerilimler, enerji krizi ve ekonomik dalgalanmalar, iklim müzakerelerini gölgeliyor. Özellikle büyük emisyon üreticisi ülkelerin (Çin, ABD, Hindistan, Rusya) taahhütlerini artırmaması, küresel hedeflere ulaşmayı zorlaştırıyor. COP31'in bu yıl içinde yapılması planlanıyor ve zirveden çıkacak kararlar, Paris Anlaşması'nın geleceği açısından belirleyici olacak.
Diğer yandan, iklim değişikliğinin etkileri her bölgede farklı hissediliyor. Pasifik ada devletleri için hayati tehlike arz eden deniz seviyesi yükselmesi, Akdeniz havzasında kuraklık ve orman yangınları, Afrika'da gıda güvensizliği gibi sorunlara yol açıyor. Bu durum, iklim adaleti kavramını ön plana çıkarıyor: tarihsel olarak en fazla sera gazı salan ülkelerin, en az salan ülkelere karşı sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenen Akdeniz kuşağında yer alıyor. Sıcaklık artışı, kuraklık, su kıtlığı ve orman yangınları gibi risklerle karşı karşıya. Ayrıca, Paris Anlaşması kapsamında 2053 için net sıfır emisyon hedefi belirlemiş durumda. Ancak mevcut politikalar ve fosil yakıt bağımlılığı, bu hedefe ulaşmayı zorlaştırıyor. COP31 öncesi yapılan bu uyarı, Türkiye'nin yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırması, yeşil mutabakat kapsamında AB ile uyum sağlaması ve iklim finansmanından daha fazla pay alması gerektiğini gösteriyor. Aksi halde, hem ekonomik hem de güvenlik açısından ciddi sonuçlarla yüzleşebilir. Türkiye, bölgesel istikrar için iklim diplomasisinde daha aktif rol almalı.