İklim değişikliğinin yol açtığı yıkıcı etkilerle mücadele için oluşturulan Kayıp ve Zarar Fonu (Fund for Responding to Loss and Damage), ilk projelerini onaylamayı erteledi. Fonun sınırlı kaynaklarına kıyasla çok sayıda başvuru alması, yönetim kurulunu hangi projelere öncelik verileceğine karar vermek için daha fazla zaman ayırmaya itti. Karar, iklim krizinden en çok etkilenen yoksul ülkelerin bekleyişini uzatırken, fonun yetersizliği tartışmaları da beraberinde getirdi.
Gelişmenin arka planı
Kayıp ve Zarar Fonu, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında 2022'de Şarm El-Şeyh'te yapılan COP27 zirvesinde kurulmasına karar verilen, gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinden zarar gören gelişmekte olan ülkelere tazminat ödemesini amaçlayan bir mekanizmadır. Fonun ilk kez faaliyete geçmesi, iklim adaleti savunucuları tarafından tarihi bir adım olarak görülmüştü. Ancak fonun başlangıç bütçesi, sadece birkaç yüz milyon dolar civarında olup, ihtiyaç duyulan trilyonlarca dolarlık kaynağın çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır.
Fonun yönetim kurulu, geçtiğimiz haftalarda yapılan toplantıda, gelen başvuruların sayısının ve büyüklüğünün mevcut kaynakları katbekat aştığını tespit etti. Bu nedenle, ilk etapta hangi projelerin finanse edileceğine dair nihai kararın bir sonraki toplantıya ertelenmesine karar verildi. Gecikme, özellikle iklim felaketlerinin yoğun olarak yaşandığı ada devletleri ve Afrika ülkelerinde hayal kırıklığı yarattı.
Bölgesel ve küresel boyut
Fonun ertelenmesi, sadece finansal bir sorun değil, aynı zamanda iklim müzakerelerinde güven bunalımına da işaret ediyor. Gelişmekte olan ülkeler, tarihsel olarak sera gazı emisyonlarının büyük kısmından sorumlu olan zengin ülkelerin yeterli katkı sağlamadığını düşünüyor. Öte yandan, fosil yakıt lobisinin baskısı ve küresel ekonomik durgunluk, gelişmiş ülkelerin taahhütlerini yerine getirmesini zorlaştırıyor. Fonun yönetim kurulundaki karar alma sürecindeki bu tıkanma, iklim diplomasisinde kuzey-güney ayrışmasının derinleştiğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Uzmanlar, fonun etkili olabilmesi için yıllık en az 100 milyar dolar seviyesinde bir kaynağa ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Mevcut durumda, duyurulan katkıların büyük kısmı henüz ödenmiş değil. Bu durum, iklim değişikliğine karşı en savunmasız toplulukların korunması için uluslararası iş birliğinin yetersiz kaldığını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğine karşı hassas bir coğrafyada yer almakta olup, kuraklık, sel ve sıcak hava dalgaları gibi aşırı hava olaylarından giderek daha fazla etkilenmektedir. Kayıp ve Zarar Fonu'nun gecikmesi, Türkiye'nin de potansiyel bir yararlanıcı olarak doğrudan ilgilendirmektedir. Ancak Türkiye, gelişmekte olan ülke statüsünde olmasına rağmen, fonun yönetişim yapısında aktif rol oynayabilir. Bu gecikme, Türkiye'nin iklim diplomasisinde daha güçlü bir ses olması ve fonun şeffaflığı ile etkinliğinin artırılması için baskı yapması gerektiğini göstermektedir. Aksi takdirde, iklim krizine karşı kırılganlığı artan Türkiye'nin ihtiyaçları da benzer bir bekleyişle karşı karşıya kalabilir.