Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu'nda (ISSB) görev yapan bazı personel, kurumun şirketler tarafından ele geçirildiğini (corporate capture) öne sürerek yönetime tepki gösterdi. Personelin iddiasına göre, kurulun önemli pozisyonlarına yapılan atamalarda özel sektörün etkisi artıyor ve bu durum bağımsız standart belirleme sürecini zedeliyor. Haberde, eski bir Boston Consulting Group (BCG) ortağının, ISSB'deki bir pozisyon için iş tanımının hazırlanmasında rol aldığı ve ardından o pozisyona atandığı belirtiliyor. Bu durum, kurum içinde ve dışında iklim muhasebesi standartlarının tarafsızlığına ilişkin soru işaretleri yaratmış durumda.
ISSB Nedir ve Neden Önemli?
ISSB, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS) Vakfı bünyesinde 2021 yılında kurulan ve şirketlerin iklim ve sürdürülebilirlikle ilgili finansal açıklamalarını standartlaştırmayı amaçlayan bir kuruluş. Kurulun amacı, yatırımcıların şirketlerin iklim risklerini ve fırsatlarını daha iyi değerlendirebilmesi için küresel çapta kabul görecek bir çerçeve oluşturmak. Ancak kurum, kuruluşundan bu yana özel sektörün etkisi altında olduğu eleştirileriyle karşı karşıya. ISSB'nin ilk standartları olan IFRS S1 ve S2, 2023'te yayımlandı ve birçok ülke tarafından benimsenmeye başlandı. Bu standartlar, şirketlerin sürdürülebilirlik raporlamasında ortak bir dil oluşturmayı hedefliyor. Dolayısıyla ISSB'nin bağımsızlığı, küresel iklim muhasebesinin güvenilirliği açısından kritik.
Personel Ne Diyor?
Habere konu olan personel, kurum içinde yaşananlara dair ayrıntı vermekten kaçınsa da, işe alım süreçlerinde şeffaflığın azaldığını ve belirli pozisyonlar için adayların önceden belirlendiğini ima ediyor. Özellikle eski BCG ortağının iş tanımını yazıp ardından o pozisyona getirilmesi, 'kendi kendini atama' görüntüsü veriyor. BCG gibi büyük danışmanlık şirketlerinin iklim politikaları üzerinde etkili olduğu biliniyor; ancak bu tür bir geçiş, kurumun tarafsızlığına gölge düşürebilir. ISSB sözcüsü, iddialara ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak kurum içi kaynaklar, yönetimin bu tür eleştirileri 'asılsız' olarak nitelendirdiğini ve süreçlerin şeffaf olduğunu savunduğunu aktarıyor.
Şirket Ele Geçirme (Corporate Capture) Nedir?
Şirket ele geçirme, düzenleyici kurumların veya standart belirleyici organların, çıkar çatışması içindeki şirketlerin etkisi altına girmesi anlamına geliyor. Bu durum, kurumun kararlarının kamu yararı yerine özel sektör çıkarlarına hizmet etmesine yol açabiliyor. İklim muhasebesi özelinde, standartların gevşetilmesi veya şirketlerin lehine yorumlanması, yeşil aklama (greenwashing) riskini artırabilir. ISSB'nin karşı karşıya olduğu bu tür suçlamalar, kurumun meşruiyetini sarsabilir ve yatırımcıların standartlara olan güvenini azaltabilir. Özellikle Avrupa Birliği'nin kendi sürdürülebilirlik raporlama standartları (ESRS) ile ISSB standartları arasındaki uyum tartışmalarında bu tür bir güven kaybı önemli.
Küresel Boyut ve Gelecek
ISSB'nin aldığı kararlar, dünya genelinde binlerce şirketin iklim raporlamasını etkiliyor. Kurulun bağımsızlığına yönelik şüpheler, özellikle gelişmekte olan ülkelerde standartların benimsenmesini yavaşlatabilir. Ayrıca, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler, ISSB'nin daha şeffaf ve hesap verebilir olması çağrısında bulunuyor. Önümüzdeki dönemde ISSB'nin yönetişim yapısını gözden geçirmesi ve çıkar çatışmalarını önleyecek mekanizmalar geliştirmesi bekleniyor. Ancak personelin iddiaları doğruysa, bu tür bir reformun gerçekleşmesi zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ihracatının büyük bölümünü Avrupa Birliği'ne yapan bir ülke olarak, AB'nin sürdürülebilirlik raporlama standartlarına uyum sağlamak zorunda. ISSB standartlarının zayıflaması veya şirketlerin etkisi altına girmesi, Türk şirketleri için de risk oluşturuyor: Eğer küresel standartlar sulandırılırsa, Türkiye'deki firmalar yeşil aklama ile suçlanabilir ve ihracatta zorluk yaşayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi iklim muhasebesi altyapısını oluştururken bağımsız ve güvenilir standartlara ihtiyacı var. Bu gelişme, uluslararası standartlara güvenin azalması halinde Türkiye'nin AB ile uyum sürecinde daha fazla çaba sarf etmesi gerekeceğini gösteriyor. Kısacası, ISSB'deki bu tartışma, dolaylı da olsa Türk ekonomisini ve ticaretini etkileyebilecek nitelikte.