İklim hareketinde yıllarca çalıştıktan sonra, Katharine K. Wilkinson, aktivistlerin tutkulu, ilham dolu ve birbirine bağlı kalabilmek için gereken duygusal dayanıklılık ve desteğe sürekli olarak sahip olmadıklarını fark etti. İklim aktivistleri bitkin; tükenmişlik gerçek ve yaygın. Dünyanın dört bir yanında, karbon emisyonlarını azaltmak, yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmak ve iklim adaletini savunmak için gece gündüz çalışan binlerce insan, karşılaştıkları engeller ve psikolojik yük nedeniyle yıpranıyor. Çözümler teknik olarak mevcut olsa da, bu çözümleri hayata geçirecek insanların tükenmesi, hareketin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.
Arka Plan: Tükenmişlik ve Duygusal Dayanıklılık
İklim değişikliğiyle mücadele eden bireylerin karşılaştığı psikolojik yük, genellikle iklim krizinin kendisi kadar ciddi. Wilkinson ve diğer uzmanlar, aktivistlerin sürekli olarak felaket senaryolarıyla, kayıtsız politikacılarla ve yetersiz kaynaklarla boğuşmasının duygusal tükenmeye yol açtığını belirtiyor. Yapılan araştırmalar, iklim aktivistlerinin yüksek oranda anksiyete, depresyon ve tükenmişlik sendromu yaşadığını gösteriyor. Örneğin, 2021'de yayımlanan bir çalışma, iklim aktivistlerinin %60'ının duygusal tükenme belirtileri gösterdiğini ortaya koydu. Bu durum, yalnızca bireysel sağlık açısından değil, aynı zamanda hareketin etkinliği açısından da kritik. Tükenmiş aktivistler, mücadeleyi bırakma eğilimindeyken, yeni katılımcılar da deneyimli liderlerin yokluğunda yön bulmakta zorlanıyor.
Küresel Boyut: Sessiz Bir Kriz
Bu tükenmişlik krizi, yalnızca bireysel bir sorun değil; iklim hareketinin kurumsal hafızasını ve kolektif gücünü tehdit eden yapısal bir mesele. Dünya genelinde, yerel iklim gruplarından uluslararası örgütlere kadar birçok yapıda, aktif üye kaybı yaşanıyor. Örneğin, Avrupa'da iklim grevlerine katılım 2019'daki zirve noktasından bu yana önemli ölçüde azaldı. Aktivizmdeki bu dalgalanma, iklim politikalarının sürekliliğini olumsuz etkiliyor. Wilkinson ve diğer araştırmacılar, çözüm olarak aktivistlere psikolojik destek, dayanışma ağları ve dinlenme fırsatları sunan "görünmez altyapı"nın oluşturulmasını öneriyor. Bu, periyodik molalar ("aktivizm tatilleri"), grup terapi seansları ve mentorluk programları gibi uygulamaları içerebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Görünmez Altyapı
Bu görünmez altyapı, aslında iklim hareketinin sürdürülebilirliği için bir "bakım sistemi" işlevi görebilir. Örneğin, İskandinav ülkelerinde bazı çevre örgütleri, aktivistlerin düzenli olarak bir hafta "ekolojik yas" inzivasına çekilmesini teşvik ediyor. Benzer bir model, ABD'de "İklim Dayanıklılığı Projesi" kapsamında denendi. Bu girişimler, aktivistlerin motivasyonunu canlı tutarken, tükenmişliğin önüne geçmeyi hedefliyor. Uzmanlar, iklim hareketinin yalnızca teknik çözümler değil, insan faktörünü de merkeze alan bir strateji geliştirmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de iklim aktivizmi, özellikle gençler arasında son yıllarda ivme kazansa da, benzer bir tükenmişlik riskiyle karşı karşıya. Ülkedeki ekonomik kriz ve siyasi baskılar, aktivistlerin kaynaklara erişimini zorlaştırıyor. Türkiye'nin iklim politikalarının yetersiz kalması, aktivistler üzerinde ek bir yük oluşturuyor. Bu bağlamda, küresel ölçekte önerilen "görünmez altyapı" modelleri, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları için de uygulanabilir. Örneğin, aktivistlere yönelik psikolojik danışmanlık hizmetleri veya dayanışma ağları, hareketin sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilir. Aksi takdirde, iklim hedeflerine ulaşmak için gerekli insan gücü kaybı, Türkiye'nin yeşil dönüşüm sürecini yavaşlatabilir.