Fosil yakıt devleri, İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatlarından rekor kârlar açıklarken, Avrupa kavurucu sıcak hava dalgaları ve orman yangınlarıyla mücadele ediyor. Bu kesişim, iklim değişikliğinin yol açtığı zararların finansmanı konusundaki tartışmayı yeniden alevlendirdi: Kirleten öder ilkesi artık sadece çevre aktivistlerinin değil, ana akım siyasetin ve kamuoyunun gündeminde.
Rekor Kârlar ve Artan Hasar
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, küresel fosil yakıt endüstrisi 2023'te 4 trilyon doları aşan rekor bir gelir elde etti. Bu kârların önemli bir kısmı, İran'daki çatışmaların küresel petrol ve doğalgaz fiyatlarını yukarı çekmesinden kaynaklanıyor. Öte yandan, Avrupa'nın büyük bölümünde termometreler 45 santigrat dereceyi aşarken, Fransa ve İspanya'da binlerce hektar orman kül oldu. Bilim insanları, bu tür aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ve sıklığının artacağını vurguluyor.
İklim hasarının maliyeti her geçen yıl katlanarak büyüyor. Avrupa Çevre Ajansı, son beş yılda kıtadaki iklim kaynaklı felaketlerin ekonomik maliyetinin 500 milyar avroyu aştığını tahmin ediyor. Bu rakam, selden orman yangınlarına, kuraklıktan tarım kayıplarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
Kirleten Öder İlkesi Küresel Boyuta Taşınıyor
Kirleten öder ilkesi, çevre hukukunun temel taşlarından biri olarak 1972'de OECD tarafından kabul edilmişti. Ancak bugüne kadar uygulanması sınırlı kaldı. Şimdi ise sivil toplum kuruluşları, iklim aktivistleri ve hatta bazı hükümetler, fosil yakıt şirketlerinin iklim krizindeki sorumluluğunu kabul etmeleri ve zararları tazmin etmeleri gerektiğini savunuyor. Bu talep, 'kayıp ve hasar' fonu kapsamında uluslararası müzakerelerin de odağında. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında kurulan bu fon, iklim değişikliğinin etkilerinden en çok etkilenen gelişmekte olan ülkelere yardım etmeyi amaçlıyor.
Son haftalarda Fransa ve İspanya, iklim felaketlerinin maliyetini karşılamak için fosil yakıt şirketlerine yönelik 'iklim vergisi' uygulanmasını önerdi. Almanya ise benzer bir fonun oluşturulması için Avrupa Birliği düzeyinde çalışma başlatacağını açıkladı. Bu ülkeler, enerji şirketlerinin savaştan ve krizlerden elde ettiği 'beklenmedik kârların' iklim hasarını onarmak için kullanılmasını istiyor.
Uzmanlara göre, bu gelişme küresel iklim politikasında bir dönüm noktası olabilir. Uluslararası İklim Politikaları Merkezi'nden Dr. Elena Rodriguez, "Kirleten öder ilkesi artık sadece teorik bir kavram değil; somut talepleri ve hukuki süreçleri olan bir politika haline geliyor" diyor. "Fosil yakıt şirketleri, kârlarının kaynağı olan emisyonların yol açtığı zararlarla yüzleşmek zorunda kalacak."
Öte yandan, enerji şirketleri bu tür vergi ve fonlara şiddetle karşı çıkıyor. Uluslararası Petrol ve Gaz Üreticileri Birliği, ek maliyetlerin enerji fiyatlarını daha da artıracağını ve tüketicilere yansıyacağını savunuyor. Ancak iklim aktivistleri, bu argümanın işleri örtbas etmekten başka bir işe yaramadığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini Akdeniz havzasında en yoğun şekilde hisseden ülkelerden biri. Son yıllarda yaşanan orman yangınları ve kuraklık, ülkenin iklim krizine karşı kırılganlığını gözler önüne serdi. Bu bağlamda, kirleten öder ilkesinin küresel ölçekte uygulanması, Türkiye'nin de iklim finansmanından faydalanmasının önünü açabilir. Ancak Türkiye'nin fosil yakıt endüstrisindeki payı ve enerji bağımlılığı, bu tür fonlara katkı sağlamak yerine fonlardan yararlanmasını daha olası kılıyor. Türkiye'nin iklim müzakerelerindeki pozisyonu, gelişmekte olan ülke statüsüne dayanıyor; bu nedenle, küresel bir kirleten öder mekanizması, Türkiye'ye kaynak aktarımı anlamına gelebilir. Ancak bu fonların etkin kullanımı ve şeffaf yönetimi, ülkenin iklim politikalarının güvenilirliği açısından kritik önem taşıyor.