Gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele için taahhüt ettikleri mali yardımları azaltması, gelişmekte olan ülkelerin yeşil dönüşüm çabalarını tehdit ediyor. Küresel ısınmanın en ağır sonuçlarıyla yüzleşen yoksul ülkeler, emisyonları en yüksek olan zengin ülkelerin bir an önce taahhütlerini yerine getirmesini talep ediyor. Ancak son dönemde bütçe kısıtlamaları ve jeopolitik önceliklerin değişmesi, iklim finansmanını geri plana itiyor.
Arka plan: Kaynak darlığı ve artan ihtiyaç
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında gelişmiş ülkeler, 2009 yılında Kopenhag'da yaptıkları taahhütle 2020 yılına kadar yılda 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlamayı kabul etmişti. Ancak bu hedefe ulaşılamadı ve taahhüt 2025'e uzatıldı. OECD verilerine göre 2021'de 89,6 milyar dolar, 2022'de 83,3 milyar dolar sağlanabildi. İklim değişikliğinin etkileri arttıkça gelişmekte olan ülkelerin ihtiyacı da hızla büyüyor. Dünya Bankası tahminlerine göre 2030 yılına kadar yıllık iklim finansmanı ihtiyacı 2,4 trilyon dolara ulaşacak.
Özellikle Afrika ülkeleri, küçük ada devletleri ve Güney Asya ülkeleri, aşırı hava olayları, yükselen deniz seviyesi ve kuraklıkla mücadele için acil kaynak arıyor. Ancak ABD, İngiltere, Almanya gibi büyük bağışçı ülkeler, enerji krizi, enflasyon ve pandemi sonrası bütçe baskıları nedeniyle yardımları kesiyor. Almanya 2023'te iklim fonunu 6 milyar avrodan 4 milyar avroya indirdi. İngiltere ise 11,6 milyar sterlinlik uluslararası iklim finansmanı taahhüdünü 2025'e ertelemişti.
Küresel boyut: Adalet arayışı ve COP29 beklentileri
Gelişmekte olan ülkeler, finansmanın yetersizliği kadar dağıtımındaki adaletsizliğe de tepkili. Yardımların büyük kısmı kredi olarak verilirken, hibe oranı düşük kalıyor. Ayrıca fonların yönetiminde söz sahibi olmadıklarını belirten ülkeler, yeni bir küresel iklim finansmanı mekanizması kurulmasını istiyor. Bu talep, Kasım 2024'te Bakü'de düzenlenecek COP29 Zirvesi'nin en kritik gündem maddelerinden biri olacak. Taraflar, 2025 sonrası için yeni bir toplu finansman hedefi belirlemeye çalışacak. Ancak zengin ülkeler, emisyonları artan Çin ve Körfez ülkelerinin de finansmana katkı vermesini istiyor.
Uzmanlar, mevcut taahhütlerin bile yerine getirilmemesi halinde Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerine ulaşmanın imkansızlaşacağı uyarısı yapıyor. Küresel sıcaklık artışını 1,5°C'de tutmak için emisyonların 2030'a kadar yüzde 45 azaltılması gerekiyor. Ancak finansman krizi, yenilenebilir enerji yatırımlarını ve uyum projelerini doğrudan etkiliyor. Gelişmekte olan ülkeler, iklim değişikliğine karşı savunmasız durumda kalırken, kayıp ve zarar fonu da henüz yeterli kaynağa kavuşmuş değil. BM Genel Sekreteri António Guterres, konuyla ilgili olarak "İklim krizi bir bumerang gibidir; erteleyen ülkeler de sonuçlarına katlanır" demişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde olmasına rağmen iklim finansmanına erişimde zorluk yaşıyor. OECD üyesi olarak bazı fonlara başvuruda kısıtlamalarla karşılaşan Türkiye, aynı zamanda yüksek emisyon artışı nedeniyle dönüşüm maliyetlerini kendi kaynaklarıyla karşılamak durumunda kalıyor. Yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek olan ülke, yeşil dönüşüm için uluslararası kaynaklara ihtiyaç duyuyor. COP29'da Türkiye'nin, finansmana erişim kolaylığı ve adil geçiş mekanizmaları konusunda aktif bir pozisyon alması bekleniyor. Aksi takdirde, iklim değişikliğinin tarım, turizm ve su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri Türkiye ekonomisini daha fazla zorlayabilir.