İklim felaketlerini "hayal edilemez" olarak nitelendirmek, aslında sorumluluktan kaçınmanın bir yolu. Eğer bir olay hayal edilemezse, kimse onu öngöremediği için suçlanamaz. Ancak bilim insanları on yıllardır iklim değişikliğinin yol açacağı aşırı hava olaylarını öngörüyor ve raporluyor. Buna rağmen, her büyük felaketin ardından yetkililer ve medya, olayı "benzeri görülmemiş" veya "hayal edilemez" sözcükleriyle tanımlıyor. Bu söylem, hazırlıksızlığı mazur gösterirken, aslında siyasi bir tercihi gizliyor. İklim krizinin sorumluluğunu üstlenmek yerine, doğal afetlere kaderci bir yaklaşım sergileniyor.
Hayal Edilemez Söyleminin Kökeni ve Sonuçları
"Hayal edilemez" ifadesi, ilk bakışta masum bir hayret ifadesi gibi görünse de, derin bir sorumluluk reddini içeriyor. Eğer bir şey hayal edilemezse, onun için önlem almak da gereksiz görülüyor. Oysa iklim bilimciler, örneğin 2021'deki Batı Avrupa sel felaketini, 2023'teki Libya'daki seli veya 2024'teki Valencia sellerini yıllar öncesinden modellemişlerdi. Bu olaylar "hayal edilemez" değil, "öngörülebilir" idi. Ancak hükümetler, altyapı yatırımlarını erteleyerek, erken uyarı sistemlerini yetersiz bırakarak ve karbon emisyonlarını azaltmada isteksiz davranarak bu felaketlere davetiye çıkardı. Dolayısıyla "hayal edilemez" etiketi, siyasi irade eksikliğini örtbas ediyor.
Bu söylem, aynı zamanda iklim adaletsizliğini de derinleştiriyor. Yoksul ülkeler ve topluluklar, zengin ülkelerin neden olduğu iklim değişikliğinin sonuçlarına katlanırken, "hayal edilemez" denilerek mağduriyetleri doğallaştırılıyor. Oysa bu topluluklar için sel, kuraklık ve fırtınalar her yıl tekrarlanan gerçekler. Onlar için "hayal edilemez" değil, "kaçınılmaz" hale gelmiş durumda. Bu da gösteriyor ki, asıl hayal edilemez olan, dünyanın bu gerçeği görmezden gelmesi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Sorumluluk Kimin?
İklim felaketlerini "hayal edilemez" olarak çerçevelemek, uluslararası iklim müzakerelerinde de yansımasını buluyor. Gelişmiş ülkeler, tarihsel emisyon sorumluluklarını kabul etmekte zorlanırken, gelişmekte olan ülkeler daha fazla finansman ve teknoloji transferi talep ediyor. Ancak "hayal edilemez" söylemi, bu talepleri sulandırıyor; çünkü olaylar öngörülemezse, kimse tazminat ödemek zorunda kalmıyor. Öte yandan, bilim insanları ve aktivistler, "hayal edilemez" yerine "öngörülebilir ve önlenebilir" demeyi öneriyor. Bu dil değişikliği, siyasi hesap verebilirliği artırabilir. Örneğin, herhangi bir hükümet, iklim risklerini görmezden geldiğinde seçmenler tarafından sorgulanabilir. Medyanın da bu konuda sorumluluğu büyük: Felaket haberlerinde "hayal edilemez" yerine "bilim insanlarının uyardığı gibi" ifadesi kullanılırsa, kamuoyu baskısı artar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenen Akdeniz kuşağında yer alıyor. Son yıllarda yaşanan sel, orman yangını ve kuraklık, ülkenin iklim risklerine ne kadar açık olduğunu gösteriyor. "Hayal edilemez" söylemi, Türkiye'de de sıkça kullanılıyor; özellikle 2021'deki sel felaketinde ve 2023 depremlerinde bu ifadeye başvuruldu. Ancak bilim insanları, bu tür olayların öngörülebilir olduğunu ve altyapı ile erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye'nin iklim politikalarında hesap verebilirlik ve şeffaflık artırılırsa, gelecekteki felaketlerin yıkımı azaltılabilir. Ayrıca, uluslararası iklim müzakerelerinde Türkiye'nin aktif rol alması, hem bölgesel hem de küresel dayanıklılık için kritik.