İklim değişikliği konusunda uzun süredir felaket senaryoları çizen çevreler, şimdi de devlet borçlarında büyük çaplı bir patlama yaşanacağı uyarısında bulunuyor. Aynı kişiler, aynı diş gıcırdatmalarıyla ve aynı argümanlarla, bu kez küresel borç krizinin kaçınılmaz olduğunu savunuyor. Ancak ekonomistler, bu yeni dalganın da diğerleri gibi abartılı ve temelsiz olduğunu vurguluyor.
İklim korkusundan borç korkusuna
Son yıllarda iklim aktivistleri ve bazı ekonomistler, hükümetlerin artan borç yükünün sürdürülemez olduğunu ve yakın zamanda büyük bir borç krizi çıkacağını iddia ediyor. Bu görüşe göre, pandemi döneminde yapılan yüksek harcamalar, yeşil dönüşüm için ayrılan fonlar ve yaşlanan nüfusun getirdiği yükler, devletlerin borçlarını ödenemez hale getirecek. Aynı çevreler daha önce de iklim değişikliği için benzer felaket senaryoları çizmiş, ancak bu tahminlerin çoğu gerçekleşmemişti.
Örneğin, 2008 küresel finans krizinden sonra da benzer borç krizi uyarıları yapılmış, fakat gelişmiş ülkeler düşük faiz oranları ve merkez bankası destekleriyle borçlarını yönetmeyi başarmıştı. Şimdi ise faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte borçlanma maliyetleri artmış olsa da, uzmanlar borç seviyelerinin hala kontrol edilebilir olduğunu belirtiyor.
Küresel borç dinamikleri
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, küresel kamu borcu 2023 itibarıyla dünya GSYİH'sının yaklaşık %100'üne ulaştı. Bu oran, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemden bu yana en yüksek seviye olsa da, borcun kompozisyonu ve ülkelerin borç çevirme kapasitesi farklılık gösteriyor. Gelişmiş ekonomilerde borç yükü yüksek olsa da, bu ülkeler genellikle yerel para biriminde borçlanıyor ve merkez bankaları gerektiğinde likidite sağlayabiliyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise durum daha kırılgan olabilir; ancak bu ülkelerin borçları da genellikle yönetilebilir düzeyde.
Öte yandan, iklim değişikliğiyle mücadele için yapılan harcamaların borçları artırdığı doğru. Ancak bu harcamaların uzun vadede ekonomik büyümeyi destekleyeceği ve iklim risklerini azaltarak gelecekteki maliyetleri düşüreceği belirtiliyor. Dolayısıyla borç artışını tek başına bir kriz göstergesi olarak görmek yanıltıcı olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kamu borcunun GSYİH'ya oranı bakımından gelişmekte olan ülkeler arasında görece düşük bir seviyede (%30 civarı). Ancak son yıllarda artan dış borç ve cari açık, küresel faiz artışlarından olumsuz etkilenebilir. İklim felaketçilerinin iddia ettiği gibi bir küresel borç krizi çıkarsa, Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ülkeler daha yüksek borçlanma maliyetleriyle karşılaşabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin mali disiplini koruması ve yeşil dönüşüm için uygun finansman mekanizmaları geliştirmesi kritik önem taşıyor.