Orta Doğu'da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için uzun süredir tartışılan iki devletli çözüm, yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına yerleşmiş durumda. Bölgede artan gerilim, insani krizler ve siyasi tıkanıklık, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını her zamankinden daha acil hale getiriyor. Son haftalarda Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nden gelen açıklamalar, bu çözümün canlandırılması için somut adımlar atılması gerektiğine işaret ediyor. Peki, iki devletli çözüm neden bu kadar önemli ve bugün geldiğimiz noktada bu çözümü hayata geçirmek mümkün mü?
İki Devletli Çözümün Arka Planı ve Mevcut Durum
İki devletli çözüm, İsrail ve Filistin arasındaki çatışmanın, her iki tarafın da egemen ve bağımsız devletler olarak yan yana yaşamasıyla sona erdirilmesini öngörüyor. Bu model, 1947'deki BM Paylaşım Planı'na dayanmakla birlikte, 1993 Oslo Anlaşmaları ile somut bir zemine oturmuştu. Ancak 2000'li yılların başından itibaren artan şiddet, yerleşim faaliyetleri ve siyasi irade eksikliği, süreci tıkamış durumda. Bugün Batı Şeria'da devam eden işgal, Doğu Kudüs'teki statü sorunu ve Gazze'deki abluka, iki devletli çözümün önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor. Uluslararası toplum, bu engellerin kaldırılması için İsrail ve Filistin yönetimine baskı yaparken, son dönemdeki diplomatik girişimler dikkat çekiyor.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, "İki devletli çözüm olmadan Orta Doğu'da kalıcı barış mümkün değildir" ifadelerini kullandı. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de benzer bir çağrı yaparak, Filistin devletinin kurulmasının bölgesel istikrar için kritik olduğunu vurguladı. Arap Birliği ise Suudi Arabistan öncülüğünde, 2002'de kabul edilen Arap Barış Girişimi'ni yeniden canlandırmaya çalışıyor. Bu girişim, İsrail'in işgal altındaki topraklardan çekilmesi karşılığında Arap ülkeleriyle normalleşmeyi öngörüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Filistin devletinin kurulması sadece Filistinlilerin değil, tüm bölge ülkelerinin güvenliğini ve refahını doğrudan etkileyecek bir adım. İsrail-Filistin çatışması, İran ve bölgesel aktörler arasındaki gerginlikten, Lübnan'daki Hizbullah'ın varlığına kadar birçok sorunun temelinde yatıyor. Çatışmanın çözülmesi, İran'ın bölgesel nüfuzunu kırabileceği gibi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin İsrail'le normalleşme sürecini de hızlandırabilir. Ancak İsrail hükümetinin sağ kanat politikaları, özellikle Batı Şeria'daki yasadışı yerleşim birimlerinin genişletilmesi, çözümü daha da zorlaştırıyor.
Küresel ölçekte ise ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin pozisyonları farklılık gösteriyor. ABD, Biden yönetimiyle birlikte geleneksel İsrail yanlısı tutumunu korurken, iki devletli çözüme desteğini sürdürüyor. Rusya, BM Güvenlik Konseyi'nde Filistin lehine kararlar alınmasını desteklerken, Çin, Filistin davasına verdiği siyasi desteği ekonomik işbirlikleriyle pekiştiriyor. Avrupa Birliği ise Filistin devletinin tanınması konusunda ortak bir tavır geliştirebilmiş değil; üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bağımsız Filistin devletinin kurulması, Türk dış politikasının uzun süredir savunduğu bir hedeftir. Türkiye, Filistin davasına verdiği siyasi ve insani destekle bölgede önemli bir aktör konumundadır. İki devletli çözümün hayata geçmesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarından, İsrail'le ilişkilerine kadar birçok alanda elini güçlendirecektir. Ayrıca, Türkiye'nin İslam dünyasındaki liderlik rolü pekişecek ve Arap kamuoyunda itibarı artacaktır. Ancak İsrail'in böyle bir çözüme yanaşmaması halinde, bölgesel gerilimlerin artması ve Türkiye'nin güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalması da olasıdır. Bu nedenle Türkiye, hem diplomatik girişimlerini sürdürmeli hem de Filistin yönetimiyle koordinasyonu artırmalıdır.