II. Dünya Savaşı denilince akla genellikle Avrupa ve Pasifik cepheleri, Normandiya Çıkarması veya Hiroşima'ya atılan atom bombası gelir. Oysa savaşın en geniş coğrafyaya yayılan ve en fazla insan gücüne dayanan cephelerinden biri, Britanya Hindistanı'nda kuruldu. Hint Ordusu, savaş boyunca yaklaşık 2,5 milyon askerle dünyanın en büyük gönüllü ordusunu oluşturdu. Bu askerler, Kuzey Afrika'dan İtalya'ya, Burma'dan Singapur'a kadar dünyanın dört bir yanında çarpıştı. Ancak tüm bu fedakârlığa rağmen, Hint askerlerinin savaş deneyimlerine dair kapsamlı bir arşiv bulunmuyor. Tarihçiler, bu devasa ordunun katkısının ve yaşadıklarının, hem Britanya hem de bağımsızlık sonrası Hindistan tarafından büyük ölçüde göz ardı edildiğini belirtiyor.
Devasa Bir Gönüllü Ordunun Doğuşu
1939'da savaş patlak verdiğinde, Britanya Hindistanı, İngiliz İmparatorluğu'nun en değerli kolonisiydi. Hindistan'daki İngiliz yönetimi, savaş ilanını Hindistan adına da yapmıştı; ancak Hintli liderlere danışılmamıştı. Buna rağmen, milyonlarca Hintli, çeşitli nedenlerle gönüllü olarak orduya katıldı. Bazıları için bu, iş ve düzenli maaş anlamına geliyordu; bazıları için ise emperyal sadakat ya da macera arayışı söz konusuydu. Mahatma Gandhi ve Hindistan Ulusal Kongresi'nin başlattığı 'Quit India' hareketi gibi bağımsızlık çağrılarına rağmen, orduya katılım hiç azalmadı.
Hint Ordusu'nun savaştığı cepheler oldukça genişti. Kuzey Afrika'da Erwin Rommel komutasındaki Alman birliklerine karşı savaşan Hint birlikleri, El Alameyn Muharebesi'nde kilit rol oynadı. İtalya'nın işgalinde, Monte Cassino Muharebesi'nde ağır kayıplar verdi. Burma cephesinde ise Japon İmparatorluk Ordusu'na karşı ormanın zorlu koşullarında çarpışan Hint askerleri, Güneydoğu Asya'daki Müttefik direnişinin bel kemiğini oluşturdu. Savaş boyunca Hint askerleri, 4.000'den fazla madalya kazandı; bunlardan 31'i Victoria Haçı'ydı. Ancak bu kahramanlıklar, İngiliz tarih yazımında genellikle Britanya'nın savaş çabalarının bir parçası olarak anıldı; Hint perspektifi ve yaşananlar çoğu zaman göz ardı edildi.
Arşivlerdeki Büyük Boşluk
Hint askerlerinin anıları, mektupları, günlükleri ve hatta askeri kayıtları, savaş sonrasında büyük ölçüde kayboldu ya da dağınık hâlde kaldı. İngilizler, savaş sonrası Hindistan'dan çekilirken bazı belgeleri yanlarında götürdü; bazıları ise bağımsızlık sonrası Hindistan'ın karmaşık bürokrasisi içinde unutuldu. Hindistan Ulusal Arşivleri'nde konuya ilişkin kayıtlar olmakla birlikte, bunların büyük kısmı henüz dijitalleştirilmedi ve araştırmacıların erişimine kapalı. Ayrıca, savaş sonrası Hindistan'ın bölünmesi, birçok belgenin Pakistan topraklarında kalmasına yol açtı; bu da durumu daha da karmaşık hale getirdi.
Tarihçiler, bu arşiv eksikliğinin, Hint askerlerinin savaş deneyimlerinin anlaşılmasını ciddi şekilde engellediğini vurguluyor. Örneğin, savaşın ardından yaşanan ve Britanya Kraliyet Donanması'ndaki Hintli denizcilerin ayaklanmasıyla başlayan süreç, Hindistan'ın bağımsızlığında önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak bu olayın perde arkasındaki askerlerin motivasyonu, hâlâ tam olarak aydınlatılabilmiş değil. Sözlü tarih çalışmaları, hayatta kalan gazilerle yapılan görüşmeler yoluyla bu boşluğu doldurmaya çalışıyor; ancak bu çabalar henüz emekleme aşamasında.
Küresel Hafıza ve Yeniden Değerlendirme
Son yıllarda, II. Dünya Savaşı'na ve özellikle sömürge birliklerinin katkısına yönelik artan bir ilgi var. Ancak Hint askerleri, adeta 'unutulmuş kahramanlar' olarak biliniyor. İngiliz kamuoyunda, İkinci Dünya Savaşı denilince hâlâ ilk akla gelenler, Churchill'in 'en iyi saatimiz' şeklinde özetlediği Britanya direnişi ve sivil fedakârlıklardır. Hint askerleri, İngilizlerin hafızasında çoğu zaman ikincil planda kaldı.
Bu durum, 2020'li yıllarda bazı girişimlerin önünü açtı. Britanya'da, 'Khaki Günleri' gibi etkinlikler ve bazı müzelerdeki sergiler, Hint askerlerinin katkısını görünür kılmaya çalışıyor. Öte yandan Hindistan'da da son dönemde, ulusal kahramanların anlatısı içinde Hint askerlerinin rolü yeniden keşfediliyor. Ancak tarihçiler, kalıcı ve kapsamlı bir arşiv oluşturulmadığı sürece, bu kahramanlık hikâyelerinin eksik kalacağını savunuyor. İngiliz ve Hint arşivlerindeki belgelerin birleştirilmesi, gazilerin anılarının kayıt altına alınması ve sözlü tarih projelerinin desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu konu, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, savaş tarihine ve özellikle sömürge güçlerinin kullandığı insan kaynaklarına ortak bir perspektiften bakma fırsatı sunuyor. Türkiye, kendi Kurtuluş Savaşı ve sonrası dönemdeki askeri tarihine sahip çıkarken, benzer şekilde dünya savaşlarında cephe gerisinde kalmış veya unutulmuş hikâyeleri değerlendirebilir. Ayrıca, bu tip arşiv eksiklikleri ve tarihi bellek sorunları, Ortadoğu ve Balkanlar'da da yaşanıyor; Türkiye, bölgesel arşiv çalışmalarına ve sözlü tarih projelerine öncülük ederek, ortak hafızanın korunmasına katkıda bulunabilir.