İran'da 2022 yılında Mahsa Amini'nin ölümünün ardından başlayan rejim karşıtı protestolara katıldıkları için "Tanrı'ya karşı savaş açmak" suçlamasıyla yargılanan 21 yaşındaki ikiz kardeşler Taraneh ve Romina Rahimi'nin idam cezasına çarptırılması ve on yıllarca hapis cezası alması, ailelerinin Birleşmiş Milletler'e acil çağrı yapmasına neden oldu. Aile, kızlarının adil yargılanmadığını ve cezaların siyasi olduğunu belirterek uluslararası toplumdan müdahale talep ediyor.
Protestoların Gölgesinde Bir Yargı Trajedisi
Taraneh ve Romina Rahimi, İran'ın başkenti Tahran'da yaşayan üniversite öğrencileriydi. 2022 sonbaharında ülke genelinde yayılan protesto dalgasına katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alındılar. İran yargısı, kardeşleri "yeryüzünde fesat çıkarmak" ve "Tanrı'ya karşı savaş açmak" gibi ağır suçlamalarla yargıladı. Bu suçlamalar, İran ceza yasasına göre idam cezasını da kapsayabiliyor. Mahkeme, Taraneh ve Romina'yı idam cezasına çarptırdı; ayrıca her birine ek olarak on yıllarca hapis cezası verildi. Aile, kararın temyiz edildiğini ancak İran yargı sisteminin bağımsız olmadığını ve adil yargılama ilkelerinin hiçe sayıldığını vurguluyor.
İran'da 2022'de 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesiyle başlayan gösteriler, rejim tarihinin en büyük protesto dalgasına dönüşmüştü. Gösterilere katılan binlerce kişi gözaltına alındı, yüzlerce kişi öldürüldü. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, İran'ın protestoculara yönelik yargısal baskıyı sistematik bir şekilde kullandığını belgeliyor. Rahimi kardeşlerin davası, bu baskının sembollerinden biri haline geldi.
Aile, Birleşmiş Milletler'e gönderdikleri mektupta, kızlarının sadece barışçıl gösterilere katıldığını, şiddet eylemine karışmadığını ve itiraflarının işkence altında alındığını öne sürüyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne başvuran aile, uluslararası kuruluşlardan İran'a baskı yapmasını ve kızlarının serbest bırakılmasını talep ediyor. İran hükümeti ise suçlamaların yargı bağımsızlığı çerçevesinde ele alındığını savunuyor.
İran'da İdam Cezaları ve Uluslararası Tepkiler
İran, dünyada en fazla idam cezası uygulayan ülkelerden biri. 2023 yılında en az 834 kişi idam edildi; bu sayı 2022'ye göre %43 artış gösterdi. İdam cezaları özellikle protestocular, etnik ve dini azınlıklar ile siyasi muhalifler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Rahimi kardeşler gibi genç kadınların cezalandırılması, İran'da kadın hakları hareketine yönelik sert müdahalenin bir parçası olarak görülüyor.
Uluslararası toplum, İran'ın insan hakları ihlallerine karşı zaman zaman yaptırım kararları alıyor. ABD ve Avrupa Birliği, protestoculara yönelik şiddetten sorumlu kişilere yönelik yaptırımlar uyguladı. Ancak bu yaptırımların İran iç politikasını değiştirmede etkili olup olmadığı tartışmalı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, İran'da bağımsız bir soruşturma mekanizması oluşturulması çağrısında bulunmuştu; ancak İran bu girişimleri reddediyor.
Rahimi kardeşlerin durumu, İran'daki adalet sisteminin siyasi amaçlarla nasıl araçsallaştırıldığını gözler önüne seriyor. Ailenin BM'ye yaptığı çağrı, uluslararası kamuoyunun İran'a karşı daha etkili bir insan hakları politikası izlemesi gerektiğini gösteriyor. Özellikle Batılı ülkelerin, İran ile nükleer müzakereler gibi konularda diyalog sürdürürken insan hakları ihlallerini görmezden gelmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile sınır komşusu ve bölgesel bir aktör olarak İran'daki insan hakları ihlallerinden doğrudan etkileniyor. İran'da artan baskı ortamı, Türkiye'ye yönelik göç dalgalarını tetikleyebilir; ayrıca Türkiye'nin bölgede istikrar ve güvenlik politikalarını zorlaştırır. İdam cezaları ve siyasi mahkumlar konusunda sessiz kalan uluslararası toplum, Türkiye'nin de insan hakları sicili üzerindeki baskıları artırabilir. Türkiye, İran ile diplomatik ilişkilerini sürdürürken, insan hakları ihlallerine karşı dengeli bir tutum izlemeli ve bölgesel istikrarı önceleyen bir politika geliştirmeli. Aksi halde, İran kaynaklı insani krizler Türkiye'nin güvenliğini ve ekonomisini olumsuz etkileyebilir.