İçme suyundaki PFAS kirliliğinin şu ana kadar tahmin edilenden daha yüksek olabileceği ortaya çıktı. Cell Reports Sustainability dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, federal izleme verilerini yeniden analiz ederek, ABD'de içme suyundaki PFAS konsantrasyonlarının laboratuvar raporlama sınırının altında kaldığında bazen istatistiksel analizlerde “sıfır” olarak kabul edildiğini, bunun da gerçek kirlilik seviyelerinin olduğundan düşük tahmin edilmesine yol açtığını gösterdi.
PFAS nedir, neden önemli?
PFAS (per- ve polifloroalkil maddeler), su ve yağ itici özellikleri nedeniyle endüstride ve tüketici ürünlerinde yaygın olarak kullanılan sentetik kimyasallardır. Doğada zor parçalandıkları için “sonsuz kimyasallar” olarak da adlandırılır. Bazı PFAS türlerinin karaciğer hasarı, tiroid bozuklukları, bazı kanser türleri ve bağışıklık sistemi sorunlarıyla ilişkilendirildiği bilimsel çalışmalarda ortaya konmuştur. Bu nedenle içme suyundaki PFAS seviyelerinin doğru ölçülmesi, halk sağlığı açısından büyük önem taşır.
Araştırmanın temel sorunu, ölçüm yöntemlerinin sınırlamalarından kaynaklanıyor. Laboratuvarlar, belirli bir eşiğin altındaki PFAS konsantrasyonlarını güvenilir şekilde tespit edemez ve bu durumda sonuçları “raporlama sınırının altında” olarak bildirir. Ancak bu tür veriler, istatistiksel analizlerde bazen sıfır değer olarak işlenir. Oysa gerçekte bu, “hiç yok” anlamına gelmez; sadece ölçülebilir seviyenin altında olduğu anlamına gelir. Yeni çalışma, bu tür verilerin yanlış işlenmesinin, PFAS kirliliğinin olduğundan daha düşük görünmesine neden olduğunu ortaya koyuyor.
Yeniden analiz ne gösterdi?
Araştırmacılar, ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından toplanan ulusal içme suyu izleme verilerini yeniden değerlendirdi. Çalışma, raporlama sınırının altındaki değerlerin sıfır olarak kabul edilmesi yerine, bu değerlerin olası dağılımını dikkate alan istatistiksel yöntemler kullanıldığında, PFAS konsantrasyonlarının daha yüksek çıktığını gösterdi. Bu da, bazı bölgelerde içme suyundaki PFAS seviyelerinin, mevcut düzenlemelerde belirlenen sağlık eşiklerine daha yakın veya bu eşikleri aşabileceği anlamına geliyor.
Çalışmanın yazarları, özellikle düşük konsantrasyonlarda bile PFAS maruziyetinin sağlık riski oluşturabileceğini vurguluyor. Bu nedenle, içme suyu izleme programlarında ve risk değerlendirmelerinde, raporlama sınırının altındaki değerlerin doğru şekilde ele alınması gerektiğini belirtiyorlar. Aksi halde, kirlilik haritaları ve düzenleyici kararlar eksik bilgiye dayanabilir.
PFAS kirliliği, özellikle endüstriyel tesislerin, itfaiye eğitim alanlarının ve askeri üslerin yakınında daha yaygın. ABD'de son yıllarda yapılan testler, birçok su kaynağında PFAS tespit edildiğini göstermişti. Ancak bu yeni çalışma, sorunun boyutunun daha da büyük olabileceğine işaret ediyor.
Küresel boyut ve düzenlemeler
PFAS sorunu sadece ABD'ye özgü değil. Avrupa Birliği, PFAS'ı sınırlamak için kapsamlı düzenlemeler üzerinde çalışıyor. Avrupa Kimyasallar Ajansı (ECHA) ve üye ülkeler, PFAS'ın tamamının kısıtlanması için bir öneri hazırladı. Bu öneri, endüstriyel kullanımdan tüketici ürünlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Ancak bu tür düzenlemelerin etkili olabilmesi için ölçüm ve izleme yöntemlerinin de güvenilir olması gerekiyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve diğer uluslararası kuruluşlar, içme suyunda PFAS için kılavuz değerler belirlemiş durumda. Ancak bu değerlerin altında kalan konsantrasyonların bile sağlık üzerindeki etkileri tartışılıyor. Yeni çalışma, düşük doz maruziyetin hafife alınmaması gerektiğini gösteriyor.
Bilim insanları, içme suyu arıtma tesislerinde PFAS giderimi için aktif karbon filtreleri ve ters ozmoz gibi yöntemlerin kullanılabileceğini, ancak bunların maliyetli olduğunu ve atık bertarafı sorununu beraberinde getirdiğini hatırlatıyor. Ayrıca, PFAS'ın kaynağında kontrol edilmesi, yani endüstriyel emisyonların ve kullanımların sınırlandırılması, uzun vadeli çözüm olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de PFAS kirliliği henüz geniş çaplı olarak izlenmiyor; ancak sanayi bölgeleri ve yoğun tarım alanlarında risk bulunuyor. AB'nin PFAS düzenlemeleri, Türkiye'nin ihracatını ve kimyasal mevzuat uyumunu etkileyebilir. Ayrıca, içme suyu kalitesi konusunda farkındalık artıyor; belediyeler ve Sağlık Bakanlığı'nın izleme programlarını genişletmesi gerekebilir. Küresel ölçekte, PFAS'ın sınırlandırılmasına yönelik çabalar, Türkiye'nin de taraf olduğu Stockholm Sözleşmesi kapsamında önem taşıyor.