ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE), görev sırasında ölüm veya ciddi yaralanma yaşanan vakalara karışan ajanların vücut kamerası görüntülerini, yalnızca kurumun ‘çıkarına’ olduğu takdirde kamuoyuyla paylaşacağını duyurdu. Geçtiğimiz aylarda defalarca ertelenen vücut kamerası programı kapsamında cihazların ay sonuna kadar sahada kullanılması planlanıyor.
ICE’nin vücut kamerası politikası ve şeffaflık tartışmaları
ICE, geçtiğimiz yıllarda artan gözaltı ölümleri ve yetkisiz güç kullanımı iddialarıyla gündeme gelmişti. Bu eleştirilerin ardından başlatılan vücut kamerası programı, ilk olarak 2021 yılında duyurulmuş ancak maliyet, lojistik ve personel eğitimi gibi nedenlerle sürekli ertelenmişti. Programın sonunda hayata geçirileceği açıklanırken, görüntülerin paylaşımına ilişkin kuralların sınırlı olduğu görülüyor.
ICE’nin yayımladığı politika belgesine göre, vücut kamerası kayıtları kurum içi soruşturmalarda kullanılacak; ancak bu kayıtların kamuoyuna açıklanması yalnızca ‘ajansın çıkarlarına’ hizmet ettiği durumlarda mümkün olacak. Bu ifade, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından ciddi endişelere yol açtı. Sivil toplum kuruluşları ve göçmen hakları savunucuları, politikayı ‘gizliliği meşrulaştırma girişimi’ olarak nitelendiriyor.
Göçmen Hakları İzleme Örgütü’nden yapılan açıklamada, ‘Vücut kameraları yalnızca sembolik bir uygulama olmaktan çıkarılıp, gerçek bir denetim mekanizması haline getirilmeli. Kamuoyunun bilgi edinme hakkı, kurumun çıkarına bırakılamaz.’ denildi. Uygulamanın, benzer kurumlar olan Sınır Devriyesi ve FBI’ın mevcut politikalarıyla da çeliştiği belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Bu karar, yalnızca ICE’nin değil, ABD genelinde kolluk kuvvetlerinin şeffaflık standartlarını da tartışmaya açtı. Özellikle 2020 yılında George Floyd’un polis tarafından öldürülmesinin ardından ülkede polis reformu talepleri artmış, vücut kameralarının zorunlu hale getirilmesi sıkça gündeme gelmişti. Ancak bu kez ICE’nin yaklaşımı, federal kurumların da aynı sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Uluslararası düzeyde, insan hakları örgütleri ABD’nin göç politikaları uygulamalarındaki şeffaflık eksikliğini eleştiriyor. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nun geçtiğimiz yıl yayımladığı raporda, ABD sınır dışı uygulamalarının uluslararası hukuka aykırı olabileceği vurgulanmıştı. Bu yeni politika, ABD’nin uluslararası itibarını daha da zedeleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmese de, küresel göç politikaları ve insan hakları normları açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, mülteci kriziyle mücadelede benzer şeffaflık talepleriyle karşılaşan ülkelerden biri. ABD’nin bu tutumu, uluslararası toplumda göçmenlik kurumlarının hesap verebilirliği konusundaki standartların zayıflamasına yol açabilir. Türkiye’nin, kendi sınır yönetimi ve göç politikalarında şeffaflığı artırarak, uluslararası eleştirilere karşı daha güçlü bir konum elde edebileceği değerlendiriliyor.