ABD Başkanı Donald Trump, İran'daki savaşı sona erdirmeye çalışırken, ülke içindeki protestoculara verdiği sözler havada kaldı. Tahran'da yaşayan birçok İranlı, Trump'ın seçim kampanyası sırasında yaptığı vaatlerin gerçekleşmediğini ifade ederek büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. "Onlara çok inanmıştım, ama yanılmışım" diyen İranlılar, Trump'ın söylemleri ile gerçekleri arasındaki farkın giderek açıldığını belirtiyor.
Trump'ın 2016 seçim kampanyası sırasında İran halkına yönelik mesajları, özellikle de rejim karşıtı protestoculara verdiği destek, büyük umutlar doğurmuştu. Ancak aradan geçen yıllar, bu umutların çoğunun boşa çıktığını gösterdi. İran nükleer anlaşmasından çekilme kararı, ekonomik yaptırımların yeniden uygulanması ve artan askeri gerilim, İran'da Trump'a yönelik olumsuz bir algının oluşmasına neden oldu.
Özellikle son dönemde yaşanan askeri çatışmalar, Trump'ın İran politikasının ne kadar karmaşık ve çelişkili olduğunu ortaya koydu. Bir yandan protestoculara destek veren bir taraftan da rejimle müzakere sinyalleri gönderen Trump, İran'da hem muhalifleri hem de hükümeti şaşırttı. İranlı analistlere göre, Trump'ın bu tutarsız politikaları, ülkede güvenilirliğini iyice zedeledi.
Gelişmenin Arka Planı
Trump'ın İran'a yönelik politikaları, başlangıçta "maksimum baskı" stratejisi üzerine kuruluydu. 2018 yılında ABD, İran nükleer anlaşmasından çekilerek İran ekonomisini hedef alan sert yaptırımları yeniden yürürlüğe koydu. Bu adım, İran'da ciddi bir ekonomik krize yol açtı. Halkın alım gücü düştü, işsizlik arttı ve enflasyon yükseldi. Bu koşullar, 2019 yılında ülke genelinde büyük protesto gösterilerinin patlak vermesine zemin hazırladı. Temmuz 2019'da İran'da hükümetin yakıt fiyatlarına zam yapması üzerine 200'den fazla şehirde protestolar başladı. Bu gösteriler, rejim tarafından şiddetle bastırılmış ve çok sayıda kişi hayatını kaybetmişti. Batılı kaynaklar, bu baskıların boyutunun altını çiziyor; ancak Tahran yönetimi bu iddiaları reddediyor.
Trump yönetiminin bu protestolara yaklaşımı ise oldukça eleştirel bir boyutta. ABD Başkanı, protestoların ilk günlerinde Twitter üzerinden İran halkına destek mesajları yayımladı. Ayrıca Amerikan yönetimi, protestoların bastırılmasına yardımcı olan bazı İranlı yetkililere yönelik yeni yaptırımlar getirdi. Ancak bu adımlar, İran'daki muhalif hareketin beklentilerini karşılamaktan uzak kaldı. Zira protestolar, ABD'nin askeri müdahale tehditleri ve ekonomik baskılarıyla karşı karşıya kalan bir ortamda, daha da karmaşık bir hale geldi. İran hükümeti, protestoları "dış güçlerin provokasyonu" olarak nitelendirerek, bu gösterileri bastırmak için sert önlemler aldı.
Trump yönetiminin özellikle 2020 yılı başında İranlı General Kasım Süleymani'yi öldürmesi, iki ülke arasındaki gerilimi tırmanma noktasına getirdi. Bu saldırı, İran'ın düzenlediği füze saldırılarına misilleme olarak yapıldı. Ancak İran'ın füze saldırıları, ABD'ye ciddi bir zarar vermedi. Bu durum, iki ülkenin de tam anlamıyla bir savaşa girmek istemediğini gösterdi. Ancak bu süreçte İran halkı, ABD'nin askeri müdahalesine yönelik korku ve endişeler yaşadı. Savaşın eşiğinden dönülen bu kriz, Trump'ın söylemleri ile eylemleri arasındaki çelişkiyi daha da belirginleştirdi. Trump, bir yandan İran'la savaş istemediğini söylerken, diğer yandan da savaş gemileri göndererek askeri caydırıcılık mesajı veriyordu. Bu durum, İran halkı arasında kafa karışıklığına yol açtı.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu gelişmeler sadece ABD-İran ilişkilerini değil, aynı zamanda tüm Ortadoğu'yu etkileyen bölgesel bir dönüşümü de beraberinde getirdi. ABD'nin İran'a yönelik politikaları, Suudi Arabistan ve İsrail gibi İran karşıtı ülkeler tarafından desteklenirken, bu durum bölgede daha fazla ayrışmaya yol açtı. İran'ın ise ABD ile yaşadığı bu gerilim, Rusya ve Çin ile olan ilişkilerini güçlendirmesine neden oldu. Özellikle İran'ın Rusya ile askeri iş birliği, Batılı ülkelerin endişelerini artırdı. Uzmanlar, ABD'nin İran'daki etkisinin azalmasıyla birlikte, Rusya ve Çin'in bölgede daha fazla nüfuz kazanabileceğini öne sürüyor. Ayrıca bu durum, ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel müttefiklerinin, bölgesel güvenlik endişelerini artırarak, kendi güvenlik önlemlerini gözden geçirmelerine de neden oldu.
ABD-İran arasındaki bu kronik kriz, uluslararası toplumun da dikkatinden kaçmıyor. Avrupa Birliği, bu gerginliği azaltmaya çalışırken, nükleer anlaşmanın korunması için yoğun çaba sarf ediyor. Ancak ABD'nin anlaşmadan çekilmesi, uluslararası toplumda güven bunalımına yol açtı. Bu durum, uluslararası hukukun üstünlüğü ve çok taraflılık ilkelerinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. Ayrıca İran'ın nükleer programını daha da ilerletmesi, küresel bir nükleer silahlanma yarışını tetikleme potansiyeli taşıyor. BM Güvenlik Konseyi'nde de bu konu defalarca gündeme geldi; ancak üye devletler arasındaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle ortak bir karar alınamadı.
Tüm bu gelişmeler, İran halkının Trump'a duyduğu güvenin sarsılmasına yol açtı. "Biz aslında yalnız bırakıldık" diyen İranlı aktivistler, ABD'nin protestoculara verdiği sözleri tutmadığını savunuyor. "Trump'ın bize verdiği sözler sadece boş birer vaatti" diye konuşan İranlı bir üniversite öğrencisi, "Halkımızın mücadelesini sadece kendi çıkarları için kullandı" iddiasında bulunuyor. Bu hayal kırıklığı, İran'da ABD'ye yönelik güvensizliğin daha da artmasına neden oluyor. Gelecekte deneyimli İranlılar, ABD'nin bu sözleriyle ne kadar samimi olduğunu tartışmaya devam edecek gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güvenlik ve diplomasi dengelerini yakından ilgilendirmektedir. Türkiye, İran ile sınır komşusu olarak, ABD-İran gerginliğinden doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor. Yaşanan krizler, bölgede istikrarsızlığı artırarak mülteci hareketleri ve sınır güvenliği risklerini beraberinde getiriyor. Ayrıca Türkiye'nin enerji politikaları açısından da hayati olan bu denklemde, İran ile ilişkilerin gerilmesi, enerji arz güvenliği açısından kaygı yaratıyor. Türkiye, hem NATO müttefiki ABD ile olan ilişkilerini hem de İran ile olan komşuluk bağlarını dengelemek zorunda. Bu nedenle Ankara, bölgede tansiyonun düşürülmesi ve diyalog yollarının açılması için çabalıyor. Sonuç olarak, bu gelişmeler Türkiye'nin dış politikasını doğrudan etkileyebilir ve Türkiye, bu süreçte dikkatli bir denge politikası izlemek zorundadır.