ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın (ICE) New York ve New Jersey'de son beş ayda düzenlediği gizli operasyonlarda tutuklanan 430 göçmenin yüzde 93'ünün Latin kökenli olduğu ortaya çıktı. Araştırmada, operasyonların ağırlıklı olarak Latin topluluklarının yoğun yaşadığı mahallelerde yoğunlaştığı ve federal ajanların bu bölgelerde hedef gözeterek hareket ettiği belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
ICE'in ''sokak operasyonları'' olarak adlandırılan bu uygulamaları, Başkan Donald Trump'ın sert göç politikalarının bir yansıması olarak görülüyor. Gözlemciler, bu operasyonların özellikle Latin topluluklarına yönelik sistematik bir hedefleme yaptığını ve bunun ABD'nin göçmenlik yasalarının uygulanmasında ırk temelli bir ayrımcılığa işaret ettiğini savunuyor. New York'ta faaliyet gösteren Immigrant Defense Project (Göçmen Savunma Projesi) tarafından yapılan incelemede, ICE'in tutuklamalarının büyük çoğunluğunun Latin nüfusunun yüksek olduğu bölgelerde gerçekleştiği tespit edildi. Örneğin, Bronx ve Queens gibi ilçelerde yapılan operasyonlarda hemen hemen tüm tutuklananlar Latin Amerikalıydı. Raporda ayrıca, operasyonların çoğunun sabah erken saatlerde veya akşam geç vakitlerde, insanların evlerine gidip gelirken gerçekleştirildiği ve bu durumun toplumda korku ve endişeye yol açtığı vurgulanıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gelişme, yalnızca ABD'de değil, tüm Amerika kıtasında yankı uyandırdı. Latin Amerika ülkeleri, vatandaşlarının ABD'de maruz kaldığı bu tür uygulamaları kınarken, konu bölgesel diplomaside de önemli bir gündem maddesi haline geldi. Meksika, Guatemala, Honduras ve El Salvador gibi ülkeler, ABD'ye göçmenlerin haklarına saygı gösterilmesi çağrısında bulundu. Aynı zamanda bu tutum, ABD'nin Latin Amerika ile ilişkilerinde gerginliğe neden oluyor. Uzmanlar, ICE'in Latin topluluklarını hedef almasının, ABD'de yaşayan yaklaşık 60 milyon Latin kökenli nüfus üzerinde psikolojik ve sosyal bir baskı oluşturduğunu ve bu durumun göçmen topluluklarının kendilerini izole etmesine yol açtığını belirtiyor. Küresel olarak ise bu tür uygulamalar, göçmen hakları savunucuları tarafından insan hakları ihlali olarak nitelendiriliyor ve uluslararası kamuoyunda ABD'nin imajına zarar veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, küresel göç politikalarındaki eğilimler açısından önem taşımaktadır. ABD gibi bir süper gücün göçmenlere yönelik bu tür uygulamaları, dünya genelinde göçmen karşıtı söylemlerin güçlenmesine katkıda bulunabilir. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle düzenli olarak göç akımlarına maruz kalmakta ve göç yönetimi konusunda hassas bir denge gözetmektedir. Benzer bir uygulamanın Türkiye'de göçmen topluluklarına karşı hayata geçirilmesi durumunda, hem iç politika hem de uluslararası ilişkiler açısından ciddi sonuçlar doğabilir. Dolayısıyla bu haber, göç politikalarının insan hakları temelli ve ayrımcılıktan uzak bir şekilde yürütülmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.