ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajansının, Başkan Donald Trump'ın göçmenlik politikaları çerçevesinde göçmenleri Afrika'daki sözde 'üçüncü ülkelere' sınır dışı ettiği ortaya çıktı. France 24'ün Reporters+ programı için gazeteci Karina Chabour'un yürüttüğü soruşturma, bu uygulamanın karanlık yüzünü gözler önüne serdi. Göçmenler, ABD'den çok uzakta, genellikle kendi ülkelerinden de binlerce kilometre ötede, hiç tanımadıkları ülkelere gönderiliyor.
Gizli Anlaşmalar ve Zorunlu Sınır Dışı Uygulamaları
ICE'in bu operasyonları, ABD'nin Afrika ülkeleriyle yaptığı gizli anlaşmalar çerçevesinde gerçekleşiyor. Söz konusu ülkeler arasında Ruanda, Uganda ve Güney Sudan gibi isimler öne çıkıyor. Bu ülkeler, ABD'den sınır dışı edilen göçmenleri kabul etmeleri karşılığında maddi yardım veya siyasi destek alıyor. Ancak anlaşmaların içeriği kamuoyundan gizleniyor; ne ABD yönetimi ne de ilgili Afrika hükümetleri şeffaf bilgi paylaşımında bulunuyor.
Soruşturmaya göre, sınır dışı edilenler arasında sığınma talepleri reddedilenler, suç işlememiş göçmenler ve hatta ABD'de doğmuş çocukların ebeveynleri bulunuyor. Göçmenler, çoğu zaman hedef ülke hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan, ani bir şekilde uçaklara bindiriliyor. Varış noktalarında ise dil bilmeyen, sosyal bağlantısı olmayan ve yasal statüsü belirsiz bu insanlar, temel haklardan yoksun bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İnsan Hakları İhlalleri ve Uluslararası Hukuk
Uluslararası hukuk uzmanları, bu uygulamanın 1951 Cenevre Sözleşmesi ve diğer insan hakları belgelerini ihlal ettiğini belirtiyor. Sığınma hakkı, geri göndermeme ilkesi (non-refoulement) ve aile birliği gibi temel prensipler açıkça çiğneniyor. Afrika ülkelerine sınır dışı edilen göçmenler, çoğu zaman kendi ülkelerine dönme imkânı bulamıyor; çünkü ABD ile o ülkeler arasında geri kabul anlaşmaları ya yok ya da işlemiyor.
Bu politikalar, sadece göçmenleri değil, aynı zamanda Afrika ülkelerinin toplumsal yapısını da olumsuz etkiliyor. Yerel halk, aniden gelen yabancılara karşı zaman zaman düşmanca tavır sergileyebiliyor. Öte yandan, bu ülkelerdeki zayıf altyapı ve sınırlı kaynaklar, sınır dışı edilenlerin temel ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalıyor. İnsan kaçakçılığı ve zorla çalıştırma gibi riskler de artıyor.
ABD'de ise Demokratlar ve insan hakları örgütleri, Trump yönetiminin bu politikasını sert bir şekilde eleştiriyor. Ancak yönetim, sınır güvenliğini sağlamak ve göçmenlik sistemini reforme etmek adına bu tür uygulamaların gerekli olduğunu savunuyor. 2024 seçimleri öncesinde göçmenlik, ABD siyasetinin en tartışmalı konularından biri olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, stratejik konumu nedeniyle küresel göç dinamiklerinden doğrudan etkilenen bir ülke. ABD'nin Afrika'ya yönelik sınır dışı etme politikaları, Türkiye'nin göç ve iltica politikaları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, Suriye, Afganistan ve diğer bölgelerden gelen milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapıyor ve geri göndermeme ilkesine bağlılığı uluslararası alanda sıkça vurguluyor. ABD'nin 'üçüncü ülke' uygulamaları, Türkiye'nin kendi göçmen politikasını şekillendirirken uluslararası hukuka uygunluk konusundaki hassasiyetini artırabilir. Ayrıca, Afrika'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika açılımı ve ekonomik ilişkileri için risk oluşturabilir. Türkiye, insan hakları ihlallerine karşı tutumunu netleştirerek bölgesel ve küresel göç yönetiminde daha etkin rol oynayabilir.