Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), İran'ın nükleer programına ilişkin Şubat ayından bu yana ilk kez bir rapor yayımladı. 4 Haziran'da üye ülkelere gönderilen raporda, ABD ve İsrail'in İran'ın nükleer silah üretmesini engelleme hedefiyle yürüttüğü üç aylık savaşa rağmen, Tahran'ın nükleer faaliyetlerinde önemli bir değişiklik olmadığı ifade edildi. IAEA, İran'ın nükleer programına dair değerlendirmesinde büyük bir güncellemeye gitmezken, uranyum zenginleştirme seviyeleri ve stok miktarlarında kayda değer bir artış veya azalış tespit edilmedi.
Raporun ayrıntıları: Neler değişti, neler aynı kaldı?
Viyana merkezli IAEA, raporda İran'ın yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirme kapasitesini koruduğunu ve bu seviyenin silah yapımına uygun yüzde 90'a oldukça yakın olduğunu vurguladı. Ajans, İran'ın 2021'den bu yana bu seviyelerde zenginleştirme yaptığını ve stoklarında yaklaşık 120 kg yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum bulunduğunu belirtti. Bu miktar, teorik olarak birkaç nükleer bomba üretmeye yetecek düzeyde. Ancak rapor, İran'ın uranyumu silah haline getirdiğine dair bir kanıt bulunmadığını da ekledi. IAEA, İran'ın 2023'ün sonlarında üç önemli nükleer tesiste denetimleri kısıtlama kararı aldığını ve bu durumun ajansın doğrulama çalışmalarını zorlaştırdığını yineledi. Özellikle Fordow ve Natanz tesislerindeki zenginleştirme faaliyetleri, IAEA müfettişlerinin erişimine açık olmakla birlikte, ani denetimler için gerekli izinlerin alınmasında gecikmeler yaşandığı ifade edildi.
ABD ve İsrail'in savaşı, İran'ın nükleer tesislerine yönelik doğrudan bir tehdit oluştursa da, Tahran yönetimi nükleer programını durdurma sinyali vermedi. Raporda, İran'ın uranyum zenginleştirme santrifüjlerini geliştirmeye devam ettiği, yeni modeller olan IR-9 tipi santrifüjlerin testlerini sürdürdüğü belirtildi. Bu santrifüjler, eski modellere göre çok daha yüksek zenginleştirme kapasitesine sahip. IAEA, İran'ın bu gelişmeleri 'barışçıl nükleer enerji amaçlarıyla' açıkladığını, ancak uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin askeri boyut taşıyabileceği endişesinin sürdüğünü kaydetti.
Savaşın etkisi ve bölgesel boyut
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonları, bölgesel dengeleri altüst ederken, IAEA'nın raporu savaşın nükleer program üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, İran'ın nükleer programını yeraltı tesislerine taşıyarak ve denetimleri kısıtlayarak savaşın etkilerine karşı korunmaya çalıştığını belirtiyor. Öte yandan, İsrail savaş uçakları İran'ın nükleer tesislerine saldırı düzenlerken, ABD'nin desteklediği hava savunma sistemleri tesislerin korunmasında önemli rol oynadı. Rapor, savaşın IAEA denetçilerinin sahadaki hareket kabiliyetini kısıtladığını ancak temel veri toplama faaliyetlerinin devam ettiğini ortaya koyuyor. Bölgesel olarak bakıldığında, İran'ın nükleer programındaki istikrar, Körfez ülkeleri ve İsrail için bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması durumunda bölgesel bir nükleer yarışa girme endişesi taşıyor.
IAEA Başkanı Rafael Grossi, raporla ilgili yaptığı açıklamada, İran'ın iş birliğinin yetersiz olduğunu ve denetimlerin tam anlamıyla yapılabilmesi için daha fazla şeffaflık gerektiğini vurguladı. Grossi, 'İran'ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğuna dair güvence veremiyoruz. Mevcut durumda, programın askeri bir boyut kazanma riski devam ediyor' dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
IAEA raporu, İran'ın nükleer programındaki istikrarın savaşa rağmen sürmesini gösteriyor. Türkiye için bu durum, bölgesel güvenlik açısından iki ucu keskin bir bıçak. Bir yandan İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması, Türkiye'nin güney sınırlarında doğrudan bir tehdit oluşturabilir ve bölgesel nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir. Diğer yandan, İran'ın nükleer programının barışçıl olduğu yönündeki tezini koruması, Türkiye'nin kendi nükleer enerji programını (Akkuyu NGS) ve uranyum zenginleştirme çalışmalarını uluslararası alanda meşrulaştırmasını kolaylaştırabilir. Türkiye, IAEA ile iş birliği içinde nükleer enerji santralleri inşa ederken, İran'ın denetimlerle ilgili yaşadığı sorunlar Ankara için bir model oluşturmamalı. Ancak Türkiye, bölgesel istikrarı korumak adına İran ile nükleer müzakerelerde arabulucu rolü üstlenebilir. ABD-İsrail savaşının sona ermesi ve yeni bir müzakere sürecinin başlaması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve dış politikası açısından kritik bir fırsat sunuyor.