Husilerin Yemen'in Kızıldeniz kıyı şeridini ele geçirmesi, Körfez'deki güç dengesini yeniden şekillendiriyor. İran'ın elini güçlendiren bu gelişme, Suudi Arabistan ve komşularını zor bir seçimle karşı karşıya bırakıyor: artan maliyetlere katlanmak ya da Tahran'la uzlaşma arayışına girmek. Uzmanlar, Husilerin stratejik liman kentleri ve petrol tesislerine yönelik ilerleyişinin bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve Körfez ülkelerinin güvenlik hesaplarını yeniden gözden geçirmesine yol açtığını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de yıllardır süren iç savaşta Husiler, 2014'ten bu yana başkent Sanaa ve çevresini kontrol ediyordu. Ancak son aylarda Kızıldeniz kıyısındaki stratejik bölgelere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırarak ülkenin en önemli limanlarından biri olan Hudeyde'ye ve çevresine hakim oldular. Bu ilerleyiş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'ten beri sürdürdüğü askeri müdahalenin etkinliğini sorgulatıyor. Husiler, İran'dan aldıkları destekle balistik füze ve insansız hava aracı kapasitelerini artırarak bölgedeki petrol tesislerini ve uluslararası nakliye yollarını tehdit edebilecek noktaya geldi.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yemen'deki savaşta milyarlarca dolar harcadı ve binlerce asker kaybetti. Ancak Husilerin ilerleyişi durdurulamadı. Son dönemde Suudi Arabistan, İran ile doğrudan görüşmelere başlayarak gerilimi düşürmeye çalışıyor. Nisan 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ve İran arasında varılan anlaşma, bölgesel bir yumuşama sinyali vermişti. Fakat Husilerin sahadaki kazanımları, bu diplomatik açılımın yeterli olmadığını gösteriyor.
Körfez ülkeleri için temel ikilem, Husilerin kontrol ettiği bölgelerde artan insani kriz ve güvenlik tehditleriyle nasıl başa çıkılacağı. Bir yandan Husilerin saldırılarına karşı savunma harcamalarını artırmak gerekiyor; diğer yandan Tahran ile diyalog kurmak, Husiler üzerindeki İran etkisini azaltabilir. Ancak bu, Suudi Arabistan ve BAE'nin yıllardır sürdürdüğü İran karşıtı politikalarından taviz vermesi anlamına geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin ilerleyişi sadece Körfez'i değil, küresel enerji güvenliğini de etkiliyor. Kızıldeniz, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %10'unun geçtiği kritik bir su yolu. Husilerin bu bölgede artan etkisi, uluslararası nakliye şirketlerini alternatif rotalara yönlendirebilir ve petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açabilir. ABD, bölgedeki askeri varlığını koruyarak Husilere karşı operasyonlar düzenlese de tam bir başarı sağlayamadı. İngiltere ve diğer Batılı ülkeler de Kızıldeniz'de güvenliği sağlamak için donanma görev güçleri oluşturdu, ancak Husilerin insansız hava araçları ve füze saldırıları devam ediyor.
İran, Husiler aracılığıyla Yemen'de elde ettiği kazanımları, bölgesel nüfuzunu artırmak için kullanıyor. Tahran, aynı zamanda Lübnan'daki Hizbullah, Irak'taki Şii milisler ve Suriye'deki rejim güçleriyle de bağlantılı. Bu durum, İran'ın "direniş ekseni" olarak adlandırılan stratejik ağını güçlendiriyor. Suudi Arabistan ise bu ağı kırmak için ABD ve İsrail ile işbirliğini derinleştirme arayışında. Ancak İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonları ve bölgedeki gerilim, Suudi-İsrail yakınlaşmasını zorlaştırıyor.
Körfez ülkeleri arasında görüş ayrılıkları da bulunuyor. BAE, Yemen'de ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi'ni destekleyerek kendi çıkarlarını korumaya çalışırken, Suudi Arabistan daha çok merkezi hükümete odaklanıyor. Bu durum, koalisyon içinde çatlaklara yol açıyor. Katar ise İran ile ilişkilerini dengeleyerek bölgesel krizlerde arabuluculuk rolü üstleniyor. Umman, Husilerle doğrudan temas kurarak ateşkes çabalarına katkı sağlıyor. Bu çok aktörlü yapı, Körfez'de tek bir ortak strateji oluşturulmasını engelliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizi ve Körfez'deki güç mücadelesini yakından takip ediyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini son yıllarda normalleştirme sürecine girmişti; ancak Husilerin ilerleyişi ve İran'ın artan etkisi, Ankara'nın denge politikasını zorlaştırıyor. Türkiye, Kızıldeniz'deki istikrarsızlığın ticaret yollarını ve enerji arz güvenliğini tehdit etmesinden endişe ediyor. Ayrıca, Yemen'deki insani kriz ve göç dalgası, Türkiye'nin bölgesel istikrar arayışını derinleştiriyor. Türkiye, İran ile işbirliğini sürdürürken Körfez ülkeleriyle de diyaloğu güçlendirerek krizin çözümünde arabuluculuk rolü oynayabilir. Ancak Husilerin saldırılarının Kızıldeniz'deki Türk ticaret gemilerini hedef alması, Ankara'nın güvenlik endişelerini artırıyor. Bu nedenle Türkiye, bölgesel aktörlerle koordinasyonu artırarak hem ekonomik hem de güvenlik çıkarlarını korumaya çalışacaktır.