Yemen'de İran destekli Husiler, Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Moka liman kentine yönelik saldırıları yeniden başlattı. Yemen hükümetine bağlı askeri sözcü, 9 Ağustos'ta yaptığı açıklamada, Husi milislerinin Moka'ya balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenlediğini doğruladı. Husi yanlısı Al Masirah televizyonunun yayınladığı görüntülerde, birkaç balistik füzenin ve drone'un fırlatıldığı anlar yer aldı. Saldırılar, bölgedeki gerginliğin tırmandığı bir dönemde geldi ve uluslararası deniz ticareti açısından hayati öneme sahip Kızıldeniz güzergâhındaki güvenlik endişelerini artırdı.
Saldırıların Arka Planı ve Gelişmeler
Husiler, uzun süredir Yemen'in batısındaki bazı liman kentlerini kontrol etmekte ve hükümet güçleriyle çatışmalarını sürdürmektedir. Moka kenti, Kızıldeniz'e açılan önemli bir ticari liman olmasının yanı sıra, Bab el-Mendeb Boğazı'na yakın konumuyla stratejik bir öneme sahiptir. Bu boğaz, dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği kritik bir deniz yolu olarak bilinir. Husi milislerinin son saldırıları, daha önce ateşkes görüşmeleri ve diplomatik girişimlerle yumuşayan gerilimin yeniden yükseldiğine işaret ediyor. Yemen hükümeti ise Husileri uluslararası toplumun çağrılarına rağmen ateşkesi ihlal etmekle ve sivil yerleşim alanlarını hedef almakla suçluyor.
Husi hareketi, 2014 yılında başkent Sana'yı ele geçirerek ülkenin büyük bölümünde kontrolü sağlamıştı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri, 2015'ten bu yana Yemen hükümetini desteklemek amacıyla Husilere karşı askeri operasyonlar yürütüyor. Çatışmalar, dünyanın en büyük insani krizlerinden birine yol açtı; milyonlarca insan yerinden edildi ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Moka'ya yönelik saldırılar, yalnızca Yemen'in iç çatışmasının değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç mücadelesinin de bir parçası olarak değerlendiriliyor. İran'ın Husilere verdiği askeri destek, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez ülkelerini endişelendiriyor. Kızıldeniz'deki güvenlik, Mısır ekonomisi için hayati olan Süveyş Kanalı üzerinden geçen ticaretin de belirleyicisi konumunda. Bu nedenle uluslararası toplum, bölgede istikrarın sağlanması için diplomatik çözüm arayışlarını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, kalıcı bir ateşkes ve siyasi geçiş süreci oluşturmayı hedefliyor; ancak sahada yaşanan çatışmalar bu çabaları zora sokuyor.
Son saldırılar, özellikle uluslararası deniz güvenliği ve enerji nakil hatları üzerindeki riskleri yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar, Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki istikrarsızlığın küresel enerji fiyatlarına olumsuz yansıyabileceğini belirtiyor. Ayrıca, Husi saldırılarının, İran ile Batı arasında devam eden nükleer müzakereler bağlamında bir pazarlık kozu olarak kullanıldığı yorumları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Husi saldırılarının yeniden başlaması, Türkiye'nin Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb bölgesindeki ticari ve güvenlik çıkarlarını doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. Türkiye, bu güzergâhı yoğun biçimde kullanan ülkelerden biridir ve bölgedeki istikrarsızlık, Türk ticaretini ve enerji arzını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ve Somali ile yaptığı savunma anlaşmaları, bölgedeki askeri varlığını artırmaktadır; bu nedenle Yemen'deki çatışmaların yayılması, Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikalarını da yakından ilgilendirmektedir. Türkiye, insani krizin çözümü için uluslararası toplumla işbirliği yaparken, kendi çıkarlarını korumak amacıyla diplomatik girişimlerde bulunabilir.