Bu hafta, Suudi Arabistan'a yönelik benzeri görülmemiş bir dizi saldırı düzenleyen Husiler, Yemen'de geniş çaplı bir taarruz başlatarak Kızıldeniz kıyısı boyunca uzanan geniş toprakları ele geçirdi. Bu hızlı gelişmeler, Yemen savaşını yeniden bölgesel arenaya taşıyarak Kızıldeniz'deki deniz trafiğini ve Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit ediyor. ABD ve Suudi Arabistan'ın Yemen'e yeniden müdahale etme olasılığı gündemde.
Husilerin Hızlı İlerleyişi ve Arka Planı
İran destekli Husiler, son yıllarda Yemen'deki iç savaşta önemli kazanımlar elde etmişti. Ancak bu hafta Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine ve Kızıldeniz kıyısındaki stratejik noktalara yönelik saldırıları, çatışmanın seyrini değiştirdi. Husiler, bir yandan Suudi Arabistan'ın petrol tesislerini ve havalimanlarını hedef alırken, diğer yandan Yemen'in batısında hükümet güçlerine karşı büyük bir kara harekatı başlattı. Ele geçirilen bölgeler arasında Kızıldeniz kıyısındaki liman kentleri ve stratejik boğazlara yakın alanlar bulunuyor. Bu ilerleme, Husilerin sadece Yemen içinde değil, bölgesel dengeler üzerinde de ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor.
Uzmanlara göre, Husilerin bu ani taarruzu, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki müdahalesinin başlangıcından bu yana en ciddi tehditlerden biri. 2015'ten beri Suudi liderliğindeki koalisyon, Husileri geri püskürtmek için operasyonlar düzenliyor ancak bu çabalar savaşı çıkmaza sürüklemişti. Şimdi ise Husiler, insansız hava araçları ve balistik füzelerle Suudi topraklarına saldırılarını artırarak koalisyonun hava savunma sistemlerini zorluyor. Bu saldırılar, Suudi Arabistan'ın ekonomik ve askeri açıdan savunmasız olduğu noktaları hedef alıyor.
Yemen'deki hızlı değişim, ülkedeki insani krizi daha da derinleştirebilir. Birleşmiş Milletler'e göre, Yemen'de 20 milyondan fazla insan yardıma muhtaç durumda ve çatışmaların şiddetlenmesi, yardım koridorlarını kapatabilir. Ayrıca, Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişi, bölgedeki deniz ticaret yollarını tehdit ediyor. Kızıldeniz, küresel petrol ve ticaret akışının yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor ve buradaki istikrarsızlık, dünya ekonomisi için risk oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin ilerleyişi, İran ile Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşını yeniden alevlendirebilir. İran, Husileri destekleyerek Suudi Arabistan'ı çevreleme stratejisi güdüyor. Suudi Arabistan ise ABD'den daha fazla askeri destek talep edebilir. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Suudi Arabistan ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, Husilerin saldırıları karşısında ne kadar angaje olacağı belirsiz. ABD'nin Yemen'de doğrudan çatışmaya girmesi, bölgede yeni bir gerilim hattı yaratabilir.
Öte yandan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğer Körfez ülkeleri, Husilerin güçlenmesinden endişe duyuyor. BAE, Yemen'in güneyinde ayrılıkçı grupları destekleyerek kendi etki alanını korumaya çalışıyor. Bu durum, Yemen'deki çatışmanın daha da parçalanmasına yol açabilir.
Uluslararası toplum, Yemen'de ateşkes çağrılarını yineliyor ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve dış müdahaleler, barış çabalarını zorlaştırıyor. BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, tarafları müzakereye davet etti ancak Husilerin askeri kazanımları, masada elini güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde denge politikası izleyerek hem Suudi Arabistan hem de İran ile ilişkilerini korumaya çalışıyor. Ancak Husilerin Kızıldeniz'deki ilerleyişi, Türkiye'nin bölgesel ticaret yolları ve enerji güvenliği açısından risk oluşturuyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan ticaretin aksamasına yol açabilir ve bu da Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Suudi Arabistan ile savunma işbirliği anlaşmaları bulunuyor; Husilerin Suudi topraklarına saldırıları, bu işbirliğinin önemini artırabilir. Türkiye, Yemen'deki insani krize yönelik yardımlarını sürdürürken, diplomatik kanalları kullanarak çatışmanın yayılmasını önlemeye çalışmalı. Bölgesel istikrar için Husilerin deniz ticaretini tehdit etmesi, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu birçok ülkeyi olumsuz etkiler.