ABD ile İran arasındaki çatışma, ekonomik acıya dayanma ve bu acının yol açabileceği siyasi sonuçlar üzerine bir yarışa dönüştü. Haziran ayında Umut Mutabakatı'nın (MoU) çökmesinden bu yana çatışmanın karakterini bu durum belirliyor. Anlaşma, kısa süreliğine de olsa gerilimin düşeceği yönünde umutları artırmıştı. Ancak anlaşmanın bozulmasıyla birlikte taraflar arasındaki mücadele daha da derinleşti. Bu tabloda, İran'ın bölgedeki en etkili vekil güçlerinden biri olan Husiler, denklemde belirleyici bir rol oynamaya başladı. Uzmanlara göre, Husilerin Kızıldeniz'deki eylemleri ve Suudi Arabistan'a yönelik tehditleri, Tahran'ın elini güçlendirerek savaşın seyrini İran lehine çevirebilir.
Gelişmenin Arka Planı
Haziran 2025'te imzalanan ve kısa süreli bir yumuşama sağlayan Mutabakat Muhtırası, ABD ile İran arasında ekonomik yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel gerilimin azaltılmasını öngörüyordu. Ancak anlaşmanın uygulanamaması, her iki tarafın da ekonomik baskıya dayanma kapasitesini test eden bir sürece yol açtı. ABD, İran'a yönelik yaptırımları sıkılaştırırken, Tahran da nükleer programını ilerletme ve bölgesel vekilleri aracılığıyla misilleme tehditlerini artırma yoluna gitti.
Bu noktada Husiler, İran'ın en önemli kozlarından biri haline geldi. Yemen'deki iç savaşta Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona karşı savaşan Husiler, son aylarda Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu saldırılar, küresel deniz ticaretini tehdit ederek enerji fiyatlarını yükseltiyor ve ABD'nin bölgedeki müttefiklerini zor durumda bırakıyor. İran, Husiler üzerinden Suudi Arabistan'a ve Körfez ülkelerine mesaj göndererek, ABD'nin İran'a yönelik baskısının bedelini onların ödeyeceğini ima ediyor.
ABD ise Husilere karşı doğrudan askeri operasyonlar düzenlemekte tereddüt ediyor. Çünkü bu tür bir müdahale, İran ile doğrudan bir çatışmaya yol açabilir. Öte yandan, Husilerin saldırılarına karşı etkili bir savunma geliştirilememesi, ABD'nin bölgedeki caydırıcılığını zedeliyor. Bu durum, İran'ın vekalet savaşı stratejisinin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, sadece bölgesel değil küresel bir tehdit haline geldi. Dünya ticaretinin önemli bir kısmı bu rotadan geçiyor. Saldırılar nedeniyle birçok gemi rotasını değiştirmek zorunda kaldı, sigorta maliyetleri arttı ve teslimat süreleri uzadı. Bu durum, küresel enflasyon üzerinde baskı oluşturarak zaten kırılgan olan dünya ekonomisini daha da zorluyor.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Husilerin saldırılarından doğrudan etkileniyor. Bu ülkeler, ABD'den daha fazla güvenlik garantisi talep ederken, aynı zamanda İran ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Bu ikilem, bölgesel ittifak sistemini karmaşıklaştırıyor.
İran açısından bakıldığında, Husilerin eylemleri Tahran'a ekonomik yaptırımlara rağmen elini güçlendiren bir koz sağlıyor. İran, nükleer programını da bu denklemin parçası olarak kullanıyor. Tahran, eğer isterse bölgesel gerilimi daha da artırabileceğini göstererek ABD'yi müzakere masasına çekmeye çalışıyor. Ancak ABD'nin bu tür bir şantaja boyun eğmeyeceğini de biliyor. Bu nedenle çatışma, karşılıklı acıya dayanma yarışına dönüşmüş durumda.
Uzmanlar, Husilerin İran için stratejik bir vekil olduğunu, ancak tamamen kontrol edilebilir bir aktör olmadığını belirtiyor. Husilerin kendi ajandaları ve yerel hedefleri var. Bu durum, İran'ın vekalet savaşı stratejisinin sınırlarını gösteriyor. Yine de şu an itibarıyla Husiler, Tahran'ın elini güçlendiren en etkili araçlardan biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran çatışmasının derinleşmesi ve Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı, Türkiye'nin Asya ile ticaretinde kritik bir güzergah. Saldırılar nedeniyle artan nakliye maliyetleri ve gecikmeler, Türk ihracatçısını zorluyor. Ayrıca, İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin bölgesel denge politikasını sınırlıyor. Türkiye, hem İran hem de Körfez ülkeleriyle iyi ilişkiler sürdürmeye çalışırken, Husilerin eylemleri bu dengeyi bozabilir. Enerji fiyatlarındaki olası artış ise Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabalara ağırlık vermeli.