İran destekli Husiler, Yemen'in doğusundaki iki zengin ilde orduya yönelik saldırı düzenlediğini duyurdu. Bu gelişme, ülkedeki kırılgan ateşkesin sona erme riskini artırırken, iç savaşın yeniden alevlenebileceği endişesini doğuruyor. Yemen hükümetine bağlı güçlere yönelik saldırılar, Marib ve Şabva illerinde yoğunlaştı. Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, yaptığı açıklamada, söz konusu illerdeki askeri hedeflerin füze ve insansız hava araçlarıyla vurulduğunu belirtti.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de yıllardır süren çatışmalar, Husiler ile İran destekli güçler arasında yoğun çatışmalara sahne olmuştu. 2014 yılında başlayan iç savaş, ülkeyi büyük bir insani krize sürüklemiş, milyonlarca insan yerinden edilmişti. Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda 2022 yılında varılan ateşkes anlaşması, çatışmaları büyük ölçüde durdurmuş, ancak siyasi süreçte kalıcı bir ilerleme sağlanamamıştı. Ateşkesin sona ermesinin ardından taraflar arasında zaman zaman çatışmalar yaşansa da, son saldırılar barış umutlarını iyice zayıflattı.
Uzmanlar, Husilerin son hamlesinin, özellikle Marib ve Şabva gibi petrol ve doğal gaz rezervleri bakımından zengin bölgelerde kontrolü ele geçirme amacı taşıdığını belirtiyor. Bu iller, Yemen'in ekonomik kaynakları üzerinde hakimiyet kurmak isteyen taraflar için stratejik öneme sahip. Husiler, saldırıların meşru müdafaa kapsamında yapıldığını savunurken, hükümet güçleri ise bu saldırıların ateşkes ihlali olduğunu ve uluslararası toplumun müdahale etmesi gerektiğini dile getiriyor.
Yemen hükümeti, Husilerin saldırılarını kınayarak, uluslararası topluma çağrıda bulundu. Hükümet sözcüsü, bu tür eylemlerin barış sürecini baltaladığını ve ülkeyi yeniden kaosa sürükleyebileceğini vurguladı. Öte yandan, Husilerin askeri gücünün artması ve bölgesel aktörlerin desteği, çatışmanın daha da genişleyebileceği endişesini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki istikrarsızlık, sadece iç dinamiklerle sınırlı kalmıyor; bölgesel ve küresel güçlerin rekabetine de sahne oluyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, Yemen hükümetini desteklerken, İran ise Husilere silah ve mali destek sağlayarak bölgedeki nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Bu durum, Yemen'i Ortadoğu'daki vekalet savaşlarının merkezlerinden biri haline getiriyor.
Babülmendep Boğazı'nın güvenliği açısından kritik öneme sahip Yemen, küresel enerji ticareti ve deniz ticareti için de hayati bir konumda. Çatışmaların tırmanması, Kızıldeniz'deki güvenlik risklerini artırarak uluslararası piyasaları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Husilerin sivil gemilere yönelik saldırıları, küresel deniz ticaretini tehdit eden bir faktör olarak öne çıkıyor.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum, tarafları ateşkese uymaya ve siyasi diyaloğu sürdürmeye çağırıyor. Ancak, taraflar arasındaki güven eksikliği ve dış güçlerin çıkar çatışmaları, barış umutlarını zayıflatıyor. Yemen'deki krizin çözümü, bölgesel işbirliği ve uluslararası baskı olmadan mümkün görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmaların sona erdirilmesi ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması yönünde açıklamalar yaparak, tarafları sağduyulu olmaya çağırıyor. Türkiye'nin bölgede artan diplomatik girişimleri ve insani yardım çalışmaları, Yemen halkının yanında olduğunu gösteriyor. Yemen'deki istikrarsızlık, Türkiye için öncelikle insani bir kriz olarak görülmekle birlikte, bölgedeki güç dengeleri ve enerji güvenliği açısından da önem taşıyor. Türkiye, ticaret yollarının güvenliği ve Kızıldeniz'deki ticaretin kesintisiz sürmesi için Yemen'deki barışın kalıcı olmasını arzuluyor. Bu nedenle, Türkiye'nin bölgedeki aktörlerle diyaloğunu sürdürmesi ve barış sürecine katkı sağlaması bekleniyor.