Yemen'deki İran destekli Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel tedarik zincirlerinde yeni bir kriz dalgasını tetikliyor. Analistler, Bab el-Mendeb Boğazı ile Hürmüz Boğazı'nın eşzamanlı olarak kesintiye uğramasının, dünya ticaretini benzeri görülmemiş bir baskı altına alabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, Asya ile Avrupa arasındaki en kısa deniz yolu olan Kızıldeniz güzergâhının güvenliğini tehdit ederken, küresel enerji ve mal akışında ciddi aksamalara yol açabilir.
Gelişmenin Arka Planı
Husiler, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşına tepki olarak, İsrail bağlantılı olduğunu iddia ettikleri gemileri hedef almaya başladı. Saldırılar, özellikle Kızıldeniz'in güneyinde, dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği Bab el-Mendeb Boğazı'nda yoğunlaşıyor. Küresel konteyner taşımacılığının öncü şirketleri (Maersk, Hapag-Lloyd, MSC gibi) güvenlik riskleri nedeniyle seferlerini askıya alarak rotalarını Ümit Burnu çevresinden dolaşacak şekilde değiştirdiler. Bu değişiklik, sevkiyat sürelerini 10-14 gün uzatırken, navlun maliyetlerini ve karbon emisyonlarını artırıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, 2023 yılında Avrupa'ya taşınan sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yaklaşık %20'si Katar, Umman, BAE gibi Basra Körfezi ülkelerinden Kızıldeniz üzerinden ulaştırıldı. Aynı şekilde, ABD ve Avrupa'ya giden petrol sevkiyatlarının önemli bir kısmı bu rotayı kullanıyor. Husilerin saldırıları, bu enerji ticaretini doğrudan tehdit ederken, enerji fiyatlarında dalgalanmalara neden oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun 12 Ocak 2024'te başlattığı operasyonlar, Husilerin askeri kapasitesini tamamen etkisiz hale getiremedi. Husiler, her ne kadar askeri üstünlük karşısında zorlansa da, gemilere yönelik saldırılarını sürdürüyor; insansız hava araçları ve füzelerle ticari trafiği hedef almaya devam ediyor. Bu durum, Kızıldeniz'in güvenliğinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, asıl tehlikenin Bab el-Mendeb'in yanı sıra Hürmüz Boğazı'nın da devreye girmesi olduğunu vurguluyor. İran'ın uzun süredir kapatma tehdidinde bulunduğu Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20'sinin geçtiği stratejik bir geçiş noktası. İki boğazın eşzamanlı kapatılması durumunda, küresel enerji arzı ciddi şekilde sekteye uğrayacak, sigorta primleri fırlayacak ve birçok ülke enerji kriziyle karşı karşıya kalacak. Bu senaryo, küresel ekonomik durgunluğu tetikleyebilir ve özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerinde yıkıcı etkiler yaratabilir.
Kızıldeniz krizi, aynı zamanda jeopolitik dengeleri de değiştiriyor. Mısır, Süveyş Kanalı'ndan elde ettiği gelirlerin azalmasıyla ekonomik bir darboğazla karşı karşıya. Körfez ülkeleri, enerji ihracatının güvenliği konusunda endişeli. Çin, Orta Doğu'daki ticari çıkarlarını korumak için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Rusya ise bu durumu jeopolitik bir koz olarak kullanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ithalatının büyük bir bölümünü deniz yoluyla gerçekleştiren bir ülke olarak, Kızıldeniz krizinden doğrudan etkilenebilir. Süveyş Kanalı'na alternatif bir rota olan ve Orta Doğu-Asya ticaretinde önemli bir konuma sahip olan Türkiye, bu krizle birlikte enerji ve tedarik zinciri güvenliğini yeniden değerlendirmek zorunda. Öte yandan, kriz, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefini güçlendirebilir; özellikle doğu-batı enerji koridorları projeleri (TANAP, Türk Akımı gibi) daha da önem kazanabilir. Ancak krizin derinleşmesi, küresel ticarette yaşanacak daralmayla Türkiye'nin ihracatını ve büyümesini olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin bu süreçte hem bölgesel istikrarı korumak hem de enerji tedarikini güvence altına almak için denge politikaları izlemesi kritik önemde.