ABD'nin Orta Doğu'daki etkisi azalırken, İran'ın bölgesel ve küresel güç dengelerindeki rolü yeniden şekilleniyor. Tahran yönetimi, Çin ve Rusya ile yakınlaşarak Batı'nın yaptırımlarına karşı koyarken, nükleer programı ve vekil güçleri aracılığıyla bölgesel nüfuzunu genişletiyor. Bu durum, Amerikan hegemonyasının çözülme sürecinde yeni jeopolitik kuralların yazıldığı bir döneme işaret ediyor.
ABD Hegemonyasının Gerilemesi
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana uluslararası sisteme yön veren ABD, son yıllarda stratejik önceliklerini değiştirdi. Asya-Pasifik'e odaklanan Washington, Orta Doğu'daki askeri varlığını azalttı ve bölgesel müttefikleriyle arasına mesafe koydu. Bu boşluk, İran'a kendi etki alanını genişletme fırsatı verdi. Özellikle Suriye, Irak ve Lübnan'da Tahran'ın desteklediği gruplar, ABD'nin çekilmesiyle daha da güçlendi.
ABD'nin İran'a yönelik "azami baskı" politikası ise beklenen sonucu vermedi. Ekonomik yaptırımlar ülkeyi zorlasa da Tahran yönetimi, Çin ile enerji anlaşmaları ve Rusya ile askeri iş birliği sayesinde alternatif kaynaklar bulmayı başardı. Bu durum, tek taraflı yaptırımların uluslararası sistemdeki etkisinin sorgulanmasına yol açtı. Aynı zamanda BRICS üyeliği ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerini güçlendiren İran, Batı dışı bir ittifak ağı örüyor.
Bölgesel ve Küresel Güç Dengesi
İran'ın nükleer programı, uzun süredir Batı ile yaşadığı anlaşmazlığın merkezinde yer alıyor. 2015 tarihli nükleer anlaşmanın (JCPOA) ABD'nin tek taraflı çekilmesinin ardından zayıflaması, Tahran'ı uranyum zenginleştirme faaliyetlerinde sınırları zorlamaya itti. Bu durum, İsrail'in tehdit algısını artırırken, bölgede yeni bir askeri gerginlik riskini de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, İran'ın nükleer kapasitesinin müzakere masasında bir koz olarak kullandığını ve bu sayede Batı ile masaya oturabileceğini belirtiyor.
Küresel boyutta ise İran'ın yükselişi, Çin ve Rusya'nın Batı karşıtı blok oluşturma çabalarıyla örtüşüyor. Moskova, Tahran ile askeri ve enerji alanlarında iş birliğini derinleştirirken; Pekin, İran'a yatırımlarını artırıyor. "Tek kutuplu" dünya düzeninin yerini çok kutuplu bir sisteme bıraktığı bu süreçte, İran kendini bağımsız bir aktör olarak konumlandırıyor. ABD'nin çekildiği Orta Doğu'da Rusya'nın Esad rejimine desteği, İran ile Moskova arasındaki koordinasyonu daha da kritik hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olmasının ve tarihsel bağlarının yanı sıra Suriye, Irak ve Güney Kafkasya'daki etkileşimi nedeniyle bu gelişmeleri yakından izliyor. Tahran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Ankara için hem fırsat hem de tehdit oluşturuyor. Enerji ithalatında İran'a bağımlı olan Türkiye, ekonomik iş birliğini sürdürürken, Suriye'deki askeri varlığı ve PKK ile mücadelesi konusunda Tahran ile zaman zaman karşı karşıya geliyor. İran'ın bölgesel bir güç olarak yükselmesi, Türkiye'nin Orta Doğu politikasındaki manevra alanını daraltabilir; ancak Ankara, Moskova ve Tahran ile kurduğu Astana formatı gibi mekanizmalarla denge arayışını sürdürüyor.