Yemen'deki Husi hareketi, Kızıldeniz'in stratejik kapısı Bab el-Mendeb Boğazı'na bakan limanları kontrol altına alarak Tahran'ın bölgedeki nüfuzunu bir adım daha ileri taşıdı. Bu gelişme, İran'ın Hürmüz Boğazı'nın ardından ikinci bir kritik su yolunda söz sahibi olma potansiyelini artırıyor ve küresel deniz ticareti için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Husilerin Bab el-Mendeb Hakimiyeti: Askeri ve Siyasi Arka Plan
Husiler, 2014'ten bu yana Yemen iç savaşında geniş bir alanı kontrol ediyor. 2023 sonunda İsrail-Hamas çatışmasının başlamasının ardından Husiler, Kızıldeniz'de İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. ABD ve Birleşik Krallık'ın müdahalelerine rağmen Husiler, Bab el-Mendeb Boğazı'nın doğu yakasındaki stratejik liman kentleri Hudeyde ve Ras İsa'yı ellerinde tutuyor. Bu limanlar, İran'dan gelen askeri malzeme ve finansal destek için hayati bir koridor işlevi görüyor.
İran, uzun yıllardır Husilere silah, insansız hava aracı ve balistik füze teknolojisi sağlamakla suçlanıyor. Tahran yönetimi bu iddiaları reddetse de, Birleşmiş Milletler uzman raporları İran yapımı silahların Yemen'e ulaştığını belgeledi. Husi kontrolündeki limanlar, İran'ın bölgesel güç projeksiyonunun lojistik üssü haline geldi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar: Ticaret Yolları Tehdit Altında
Bab el-Mendeb Boğazı, dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği bir güzergah. Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ve Asya'yı bağlayan bu hat, enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip. Husilerin saldırıları nedeniyle birçok gemi rotasını Ümit Burnu'na çevirmek zorunda kaldı; bu da nakliye maliyetlerini ve süreleri artırdı.
İran'ın Husi güçleri üzerinden Bab el-Mendeb'i kontrol etmesi, Tahran'a Hürmüz Boğazı'na ek olarak ikinci bir deniz tıkanıklığı yaratma kapasitesi veriyor. Bu durum, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri için güvenlik endişesi oluşturuyor. Suudi Arabistan, Yemen sınırında Husi tehdidiyle karşı karşıya ve Kızıldeniz kıyısındaki limanları da risk altında.
ABD, bölgede donanma varlığını artırarak Refah Muhafızı Operasyonu adı altında bir koalisyon oluşturdu. Ancak Husilerin asimetrik savaş taktikleri ve İran'dan aldığı destek, bu operasyonun etkinliğini sınırlıyor. Rusya ve Çin, Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan faydalanarak Batı'nın bölgedeki etkisini zayıflatmayı hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türk dış politikası, bölgede istikrarın korunmasını ve deniz ticaret yollarının güvenliğini önceliyor. Türkiye'nin Afrika ve Asya ile ticaretinde Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz önemli bir yer tutuyor; buradaki istikrarsızlık Türk ihracatçısını ve enerji ithalatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, İran'ın bölgesel yayılmacılığına karşı Suudi Arabistan ve BAE ile yakınlaşma politikası izliyor. Husi saldırıları, Türkiye'nin bölgesel güvenlik mimarisinde daha aktif rol almasını gerektirebilir. Ankara'nın denge politikası, İran ile ilişkileri bozmadan Körfez ülkeleriyle işbirliğini sürdürmeyi amaçlıyor.