Husi hareketinin üst düzey danışmanlarından biri, ABD'nin Yemen'deki savaşa doğrudan müdahale etmesi durumunda Washington'ın bölgedeki çıkarlarını hedef alacakları konusunda uyardı. Uyarı, Husilerin Kızıldeniz'deki ticari ve askeri gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı ve ABD öncülüğündeki koalisyonun karşı önlemler aldığı bir dönemde geldi. Danışman, ABD'nin Yemen'deki iç savaşa taraf olmasının bölgesel istikrarı daha da bozacağını savundu.
Gelişmenin Arka Planı: Husilerin Yükselişi ve Kızıldeniz Gerilimi
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaşta Husiler, başkent Sanaa ve ülkenin kuzeyinin büyük bölümünü kontrol ediyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'ten itibaren Husilere karşı yürüttüğü askeri kampanya, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve büyük bir insani krize yol açtı. Son aylarda Husiler, İsrail-Hamas savaşına tepki olarak Kızıldeniz'deki nakliye gemilerine yönelik saldırılarını artırdı. Bu saldırılar, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik bir su yolunu tehdit ediyor.
ABD, Aralık 2023'te çok uluslu bir deniz görev gücü olan Refah Muhafızı Operasyonu'nu (Operation Prosperity Guardian) başlatarak Kızıldeniz'deki seyrüsefer özgürlüğünü korumayı amaçladı. Ancak Husiler, ABD ve İngiltere'nin Yemen'deki hedeflere düzenlediği hava saldırılarına rağmen saldırılarını sürdürdü. Husi yetkililer, saldırıların İsrail'in Gazze'deki saldırılarına yanıt olduğunu ve İsrail limanlarını hedef aldıklarını belirtiyor. ABD ise Husilerin İran tarafından desteklendiğini ve saldırıların bölgesel güvenliği tehdit ettiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Vekalet Savaşları ve Enerji Güvenliği
Husilerin uyarısı, Yemen'deki çatışmanın bölgesel bir vekalet savaşına dönüşme riskini gözler önüne seriyor. İran, Husileri silah ve finansmanla desteklemekle suçlanırken, Suudi Arabistan ve BAE ise Yemen hükümetine ve koalisyon güçlerine destek veriyor. ABD'nin doğrudan müdahalesi, İran ile ABD arasındaki gerilimi tırmandırabilir ve Körfez'de yeni bir çatışma hattı yaratabilir. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, küresel enerji arzını ve nakliye maliyetlerini de olumsuz etkiliyor. Sigorta şirketleri, bölgeden geçen gemiler için primleri artırdı; bazı şirketler Ümit Burnu üzerinden uzun ve maliyetli rotaları tercih ediyor.
Husilerin askeri kapasitesi, son yıllarda önemli ölçüde arttı. İnsansız hava araçları, balistik füzeler ve deniz mayınları kullanarak Suudi Arabistan ve BAE'deki hedefleri vurabildiler. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Husilerin sivil gemilere yönelik saldırılarını engellemek için düzenli olarak füze ve İHA imha operasyonları düzenliyor. Ancak Husiler, saldırılarını durdurma sinyali vermiyor; aksine, ABD ve müttefiklerine yönelik tehditlerini artırıyor.
Uzmanlar, Husilerin ABD çıkarlarına yönelik saldırı tehdidinin bölgedeki ABD üslerini, gemilerini ve diplomatik tesislerini kapsayabileceğini belirtiyor. Irak ve Suriye'deki İran destekli milislerin ABD üslerine yönelik saldırıları, Husilerin de benzer bir strateji izleyebileceğini gösteriyor. Bu durum, ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığını daha da riske atıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kızıldeniz'deki gerilim, Türkiye'nin dış ticaret yollarını doğrudan etkiliyor. Türk ihracatının önemli bir kısmı Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerinden geçiyor; artan nakliye maliyetleri ve sigorta primleri Türk ekonomisine ek yük getirebilir. Ayrıca Türkiye, bölgede artan istikrarsızlığın enerji fiyatlarını yükseltmesinden endişe ediyor. Diplomatik açıdan Ankara, Yemen'deki çatışmanın çözümü için diyalog çağrısı yaparken, Husilerle doğrudan temas kanallarını da açık tutuyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde olduğundan, Yemen politikasında denge gözetmeye çalışıyor. ABD'nin olası müdahalesi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik denklemindeki konumunu yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.