Avustralya'nın New South Wales Üniversitesi (UNSW) Canberra bünyesinde misafir öğretim üyesi olarak görev yapan Jennifer Parker, ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda uygulamaya koyduğu yüzde 20'lik kargo vergisinin uluslararası hukuktaki yerini ve diplomatik sonuçlarını mercek altına aldı. Parker, 20 yılı aşkın Kraliyet Avustralya Donanması tecrübesine ve bölgede çokuluslu deniz operasyonlarını yönetme deneyimine dayanarak, bu adımın deniz ticaretine ve bölgesel istikrara yönelik olası etkilerini analiz etti.
Hürmüz'de Yeni Dönem: Verginin Arka Planı
ABD, İran'ın bölgedeki faaliyetlerine karşılık olarak Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilerden yüzde 20 oranında kargo vergisi almaya başladı. Bu uygulama, uluslararası deniz hukuku çerçevesinde tartışmalara yol açtı. Parker'a göre, söz konusu vergi, boğazın uluslararası geçiş serbestisini ihlal ediyor olabilir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) göre, boğazlardan geçiş transit geçiş hakkı kapsamındadır ve bu tür bir vergilendirme, sözleşmeye aykırılık teşkil edebilir. ABD, UNCLOS'u imzalamamış olsa da, sözleşmenin teamül hukuku haline gelmiş maddeleri bağlayıcılık taşıyor. Parker, bu durumun ABD'nin uluslararası toplum nezdinde meşruiyetini zedeleyebileceğini vurguluyor.
Verginin uygulanma şekli de ayrı bir tartışma konusu. Parker, denizde ticari gemilere yönelik bu tür bir müdahalenin, korsanlıkla mücadele veya ambargo gibi istisnai durumlar dışında hukuki dayanağının olmadığını belirtiyor. ABD'nin bu adımı, bölgedeki deniz trafiğini sekteye uğratma riski taşıyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol tedarikinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak, küresel enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip. Parker, verginin özellikle Körfez ülkeleri, Çin, Hindistan ve diğer Asya ekonomilerini doğrudan etkileyeceğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Diplomatik Deprem mi?
Bu uygulamanın diplomatik sonuçları da geniş kapsamlı olabilir. Parker, ABD'nin bu tek taraflı adımının, bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerini zorlayacağını söylüyor. Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkeleri, enerji ihracatının büyük kısmını bu boğazdan yaparken, ek bir vergi yüküyle karşı karşıya kalabilir. Öte yandan, İran'ın da benzer bir gerekçeyle karşı adım atması, bölgede tırmanışa yol açabilir. Parker, geçmişte İran'ın 2019'da tankerlere el koyması gibi olayların, bu tür gerilimlerin ne kadar hızlı kontrolden çıkabileceğini gösterdiğini hatırlatıyor. ABD'nin bu hamlesi, aynı zamanda Çin ve Rusya gibi rakiplerine de bölgede nüfuz alanı genişletme fırsatı verebilir. Çin, Hint-Pasifik bölgesinde deniz güvenliği konusunda alternatif arayışlarını sürdürürken, ABD'nin bu adımı Pekin'in elini güçlendirebilir.
Küresel deniz ticareti açısından bakıldığında, bu vergi, nakliye maliyetlerini artırarak enflasyonist baskı yaratabilir. Parker, özellikle enerji fiyatlarındaki olası yükselişin, dünya ekonomisini henüz toparlanma aşamasındayken olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca, bu durumun uluslararası sigorta primlerini yükselteceği ve bazı nakliye şirketlerinin bölgeden kaçınmasına yol açabileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki bu gelişmelerden doğrudan etkilenecektir. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki olası artış, Türkiye'nin cari açığını büyütebilir ve enflasyonu tetikleyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji arayışları ve Libya ile deniz yetki alanları anlaşması gibi girişimleri, küresel enerji koridorlarının güvenliğini yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Bu bağlamda, ABD'nin tek taraflı adımı, Türkiye'nin enerji tedarikini çeşitlendirme çabalarını daha da önemli hale getiriyor. Türkiye, bu süreçte hem uluslararası hukuka bağlı kalarak hem de enerji güvenliğini sağlayarak bir denge politikası izlemek durumunda.