ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nda yeniden alevlenen çatışmalar, Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) önümüzdeki hafta açıklayacağı faiz kararına ilişkin beklentileri altüst etti. Arka arkaya birkaç gün süren saldırılar, küresel enerji arzını tehdit ederken, ECB yetkilileri 'son derece oynak' bir görünümle karşı karşıya olduklarını belirtiyor. Petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkması, enflasyonist baskıları yeniden canlandırarak merkez bankalarının faiz indirim planlarını karmaşık hale getiriyor.
Hürmüz gerilimi ve küresel piyasalara yansımaları
İran Devrim Muhafızları'na bağlı deniz kuvvetlerinin, ABD Donanması'na ait bir destroyere ateş açmasıyla başlayan çatışma, bölgedeki tansiyonu hızla yükseltti. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) açıklamasına göre, karşılıklı saldırılar sonucunda üç İran sürat teknesi imha edilirken, ABD tarafında herhangi bir kayıp yaşanmadı. Olay, dünya ham petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine ilişkin endişeleri yeniden alevlendirdi. Petrol fiyatları, çatışma haberinin ardından yüzde 5'ten fazla yükselerek varil başına 102 dolara ulaştı. Küresel hisse senedi piyasaları ise düşüş eğilimi gösterdi; Avrupa borsaları ortalama yüzde 2,5 değer kaybetti.
ECB Başkanı Christine Lagarde, dün yaptığı açıklamada, "Jeopolitik riskler, parasal aktarım mekanizmamızı öngörülemez hale getiriyor" ifadelerini kullandı. Piyasalar, ECB'nin bu hafta 25 baz puanlık bir faiz indirimine gitmesini fiyatlarken, Hürmüz krizi sonrasında bu olasılığın yüzde 40'a gerilediği tahmin ediliyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki yükseliş, Euro Bölgesi'nde enflasyonun yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmasına neden olabileceğinden, ECB'nin elini zayıflatıyor. Öte yandan, Almanya ve Fransa başta olmak üzere bölge ekonomilerinde durgunluk sinyalleri güçlenirken, faizlerin yüksek tutulması büyümeyi daha da olumsuz etkileyebilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Enerji güvenliği ve diplomasi
Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik, sadece ekonomik değil, aynı zamanda askeri ve diplomatik sonuçları da beraberinde getiriyor. ABD, bölgeye ek savaş gemisi gönderirken, İran ise Birleşmiş Milletler nezdinde ABD'yi "provokasyon" yapmakla suçladı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin arabuluculuk çabaları şu ana kadar sonuçsuz kaldı. Uzmanlar, 2019'daki drone saldırıları ve 2020'de General Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından yaşanan gerilimin benzer bir seyir izlediğini, ancak bu kez tarafların daha kontrollü hareket ettiğini belirtiyor. Eğer çatışma geniş çaplı bir askeri harekata dönüşürse, küresel enerji arzı ciddi şekilde kesintiye uğrayabilir. Bu senaryoda, petrol fiyatlarının 150 doları aşması ve dünya genelinde resesyon riskinin belirginleşmesi bekleniyor.
Ekonomik boyutun ötesinde, bu kriz Avrupa Birliği'nin enerji bağımsızlığı hedeflerini de sorgulatıyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Rus gazına alternatif arayan AB, Orta Doğu'ya olan bağımlılığını azaltamadı. İran ile ABD arasındaki çatışma, AB'nin enerji güvenliğini yeniden değerlendirmesine yol açarken, yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması gerektiği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithalat yoluyla karşılayan bir ülke olarak Hürmüz krizinden doğrudan etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, cari açığı artırırken, enflasyonu da yukarı çekiyor. Ayrıca, Türkiye'nin İran ile sınır komşusu olması ve bölgede denge politikası izlemesi, gerilimin daha da tırmanması halinde Ankara'yı diplomatik anlamda zorlayabilir. Öte yandan, Katar ve Irak üzerinden alternatif enerji tedarik yolları geliştirme çabaları, bu krizin Türkiye'yi enerji koridoruna dönüştürme potansiyelini akla getiriyor. Ancak kısa vadede, artan enerji faturaları ve döviz kuru baskısı, Türkiye ekonomisi için belirleyici olacaktır.