ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nda yeniden alevlenen gerilim, diplomatik ateşkesin bozulmasına neden olurken, eski bir Çin atasözü önemli bir uyarı niteliği taşıyor: "Bir hatayı düzeltmeyi reddetmedikçe asla gerçekten hata yapmış sayılmazsınız." Bu sadece ahlaki bir özdeyiş değil, aynı zamanda yönetim ve devlet sanatının temel ilkelerinden biridir. Başkan Donald Trump'ın Ortadoğu politikası, hata yapma ve bunu düzeltme arasındaki ince çizgide sınavdan geçiyor. Hürmüz Boğazı'nda son haftalarda yaşanan tanker ve insansız hava aracı olayları, bölgesel bir çatışmanın eşiğine gelindiğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı: Hürmüz'de yeni bir kriz mi?
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yoludur. ABD'nin İran'a yönelik maksimum baskı politikası ve nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi, Tahran yönetimini ekonomik ve askeri olarak köşeye sıkıştırdı. İran, boğazda ticari gemilere el koyarak, insansız hava araçlarını düşürerek ve yakın geçiş tatbikatları yaparak karşılık veriyor. ABD ise bölgedeki asker varlığını artırarak ve yeni yaptırımlar uygulayarak caydırıcılığı sürdürmeye çalışıyor. Son olarak, ABD Donanması'na ait bir savaş gemisinin İran devrim muhafızlarına ait botları uyarı ateşiyle püskürtmesi, tansiyonun yeniden yükseldiğinin işareti oldu.
Bu gelişmeler, Trump yönetiminin savaştan kaçınma vaadiyle başlattığı ancak zamanla tırmanan bir kısır döngüyü yansıtıyor. Trump, 2016 seçim kampanyasında "yeni Ortadoğu savaşlarına son vereceğini" söylemişti. Ancak görev süresi boyunca İran'a yönelik sert yaptırımlar ve askeri yığınak, iki ülkeyi defalarca savaşın eşiğine getirdi. Çin atasözünün işaret ettiği gibi, Trump yönetimi hatasını kabul edip rotayı değiştirmezse, bu gerilim kalıcı bir çatışmaya dönüşebilir. Öte yandan, diplomatik çözüme yönelmek, Trump'ın "güçlü lider" imajını zedeleyebilir mi? Yoksa tam tersine, akıllıca bir geri adım mı olur?
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve uluslararası güvenlik
Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik, küresel enerji güvenliği için bir kırılma noktası oluşturuyor. Herhangi bir askeri çatışma, petrol fiyatlarını fırlatabilir ve dünya ekonomisini resesyona sürükleyebilir. Bu durum, özellikle enerji ithalatçısı ülkeler için büyük risk taşırken, aynı zamanda Çin, Hindistan ve Avrupa Birliği gibi aktörlerin arabuluculuk çabalarını hızlandırmasına neden oluyor.
Analistlere göre, Trump yönetiminin İran'a yönelik politikası üç aşamalı: maksimum baskı ile ekonomik çökertme, askeri caydırıcılık ve son olarak müzakere masası. Ancak şu ana kadar ekonomik baskı İran'ı diz çökertmek bir yana, daha agresif bir dış politikaya itti. Askeri caydırıcılık ise tırmanma riskini artırdı. Üçüncü aşama olan müzakere ise hiçbir zaman ciddi anlamda başlamadı. Trump'ın Haziran 2019'da İran'a ait bir insansız hava aracını düşürmesinin ardından planladığı misilleme saldırısını son anda iptal etmesi, aslında savaştan kaçınma yönünde bir irade olduğunu gösterdi. Ancak bu tür adımlar, tutarlı bir stratejiden yoksun olduğu için sık sık çelişkili sinyaller veriyor.
Bölgesel güçler de bu gerilimden nasibini alıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İran'ın bölgesel rakipleri, ABD'nin askeri şemsiyesine sığınırken, Irak ve Lübnan gibi ülkeler ise İran'ın etkisi altında kalarak bir denge politikası izliyor. Bu kriz aynı zamanda Çin'in enerji güvenliği çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturduğu için Pekin yönetimini daha aktif bir arabuluculuk rolüne itiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hürmüz Boğazı'ndaki bir çatışmadan doğrudan etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Zira Türkiye, petrol ihtiyacının önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden ve İran'dan sağlıyor. Boğazın kapanması veya güvenliğinin tehlikeye girmesi, enerji maliyetlerini artırarak Türkiye ekonomisine ek yük getirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji keşifleri ve Libya politikası gibi diğer bölgesel dosyalar da Hürmüz kriziyle bağlantılı olarak yeniden şekillenebilir. Diplomatik açıdan, Türkiye hem ABD hem de İran ile diyalog kanallarını açık tutarak arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak Ankara, İran'a yönelik yaptırımlara katılmaması ve yerel düzeyde iş birliği yapması nedeniyle Washington ile zaman zaman karşı karşıya geliyor. Bu kriz, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak denge politikasını ne kadar başarılı yürütebileceğinin bir testi olacak.