ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nda seyir güvenliğine ilişkin olarak 2023 yılında imzalanan mutabakat zaptı (memorandum of understanding), bölgedeki tansiyonu düşürmek bir yana dursun, iki ülke arasındaki anlaşmazlığı daha da derinleştirdi. Zira belgede yer alan muğlak bir madde, tarafların anlaşmanın kapsamı ve bağlayıcılığı konusunda taban tabana zıt yorumlar yapmasına yol açıyor. İran, söz konusu maddenin boğazda askeri varlık bulundurma hakkını kısıtladığını öne sürerken, ABD ise aynı metnin uluslararası sularda serbest geçiş ilkesini teyit ettiğini savunuyor. Bu yorum farkı, son aylarda bölgede yaşanan angajman kuralları ihlalleri ve taciz vakalarının sayısını artırmış durumda.
Mutabakat zaptının arka planı ve tarafların tutumu
Mutabakat zaptı, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) çerçevesinde hazırlanmış olup, Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari ve askeri gemilerin hak ve yükümlülüklerini düzenlemeyi amaçlıyor. Ancak belgenin 4. maddesinde yer alan "taraflar, boğazda barışçıl amaçlarla ve uluslararası hukuka uygun şekilde hareket edeceklerdir" ifadesi, iki ülke tarafından farklı yorumlanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Tahran'ın bu maddeyi "boğazda askeri tatbikat ve gösteri gücü faaliyetlerinin yasaklanması" olarak anladığını belirtti. ABD Beşinci Filo Komutanlığı ise, "barışçıl amaçlar" kavramını caydırıcılık ve ulusal güvenlik çıkarlarını koruma faaliyetlerini de kapsayacak şekilde geniş yorumladıklarını açıkladı.
Uzmanlara göre bu durum, iki ülke arasında 2015 nükleer anlaşması sonrası başlayan diyalog sürecinin bir ürünü olarak görülse de, aslında tarafların birbirine güven eksikliğini yansıtıyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu Middle East Institute'dan analist Alex Vatanka, "Her iki taraf da aslında anlaşmayı kendi pozisyonlarını meşrulaştırmak için kullanıyor. İran için bu, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sınırlamanın bir yolu; ABD için ise serbest geçiş hakkını korurken İran'a karşı diplomatik bir adım atma fırsatı" yorumunu yapıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı, dünya ham petrol ticaretinin yaklaşık %20'sine ev sahipliği yapıyor. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın petrol ihracatının büyük kısmı bu boğazdan geçiyor. Dolayısıyla boğazda yaşanacak herhangi bir gerginlik, küresel enerji fiyatlarını anında etkileyebilecek potansiyele sahip. Son olarak Nisan 2024'te, İran Devrim Muhafızları'na bağlı hücumbotların, boğazdan geçen bir ABD ticaret gemisine tacizde bulunması, ABD Savunma Bakanlığı'nın bölgeye ek destroyer göndermesine neden oldu. Bu gelişme, mutabakat zaptının uygulanabilirliğine dair soru işaretlerini artırdı.
Öte yandan, Çin ve Rusya'nın bölgede artan deniz varlığı, ABD-İran gerilimine yeni bir boyut ekliyor. Çin'in Cibuti'deki üssü ve Rusya'nın Suriye'deki Tartus limanı, Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengesini değiştiriyor. Uzmanlar, Hürmüz Boğazı'ndaki anlaşmazlığın aslında daha büyük bir jeopolitik rekabetin parçası olduğunu, bu rekabette Türkiye gibi bölgesel aktörlerin de pozisyon alması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir gelişme. Türkiye, petrol ithalatının yaklaşık %30'unu bu boğazdan geçen tankerlerle sağlıyor. Boğazın güvenliğinin tehlikeye girmesi, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve akaryakıt fiyatları üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, boğazdan geçen Türk bandıralı ticaret gemileri de risk altında. Diplomatik açıdan, Türkiye'nin hem ABD hem de İran ile ilişkilerini dengelemesi gerekiyor. Ankara, 2023'te imzalanan mutabakat zaptını desteklerken, taraflara yapıcı diyalog çağrısında bulunuyor. Ancak İran'ın nükleer programı ve ABD yaptırımları bağlamında Türkiye'nin manevra alanı sınırlı. Bölgesel istikrarın sağlanması, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefi açısından da kritik önem taşıyor.