ABD yönetiminin İran ile varılan ateşkes anlaşmasını tek taraflı olarak sona erdirmesi, stratejik Hürmüz Boğazı'nda tanker geçişlerini yeniden dip seviyelere çekti. Analistler, bu gelişmenin Körfez bölgesinde kırılgan bir toparlanma sürecine giren deniz ticaretini yeni bir belirsizliğe sürüklediğini belirtiyor. Geçişlerdeki ani düşüş, çerçeve anlaşmasındaki çözümlenmemiş uyuşmazlıkların tırmanma riskini artırdığı uyarısını da beraberinde getiriyor.
Anlaşmanın çöküşü ve ticari yansımalar
ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik maksimum baskı politikasına geri dönmesi, iki ülke arasında aylarca süren dolaylı müzakereler sonucunda Haziran ayında varılan ateşkesin fiilen sona ermesine yol açtı. Anlaşma, nükleer program ve bölgesel faaliyetler konusunda genel bir çerçeve sunuyordu ancak kritik ayrıntılarda uzlaşı sağlanamamıştı. ABD'nin anlaşmadan çekilmesiyle birlikte İran da uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı ve Basra Körfezi'nde devriye gezen ABD donanma gemilerine yönelik tacizler arttı. Bu durum, nakliye sigortası primlerinin fırlamasına ve birçok tanker şirketinin risk almaktan kaçınmasına neden oldu. Hürmüz Boğazı'ndan geçen günlük petrol miktarı, ateşkesin sağlandığı dönemde 17 milyon varile yaklaşırken, şu anda 10 milyon varilin altına geriledi. Bu düşüş, küresel petrol piyasalarında arz endişelerini yeniden canlandırdı.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte birine ev sahipliği yapıyor. Boğazın güvenliği sadece Körfez ülkeleri için değil, Avrupa ve Asya'nın enerji arzı için de hayati önem taşıyor. ABD-İran arasındaki gerilimin yeniden tırmanması, Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi bölge ülkelerinin ihracatını da tehdit ediyor. Uzmanlar, İran'ın boğazı kapatma tehditlerini sık sık gündeme getirdiğini ancak bunu uygulamasının kendi ekonomisi için de yıkıcı sonuçlar doğuracağını vurguluyor. Bu dengesizlik, taraflar arasında doğrudan bir askeri çatışma riskini düşük tutarken, taciz ve yıldırma taktiklerinin devam edeceği öngörülüyor. Aynı zamanda Çin ve Hindistan gibi büyük petrol ithalatçıları, alternatif tedarik yolları arayışına girmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlıktan doğrudan etkileniyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki dalgalanma, cari açık ve enflasyon üzerinde baskı yaratabilir. Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ticari ve diplomatik ilişkiler, bu krizde Ankara'nın arabuluculuk rolü oynamasına zemin hazırlayabilir. Ancak ABD-İran arasındaki uzlaşmaz pozisyonlar, Türkiye'nin manevra alanını daraltıyor. Krizin derinleşmesi halinde Türkiye, alternatif enerji koridorları (örneğin Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı) ve LNG terminalleri üzerinden arz esnekliğini artırmak zorunda kalabilir. Bu gelişme, Türk dış politikasının enerji güvenliği eksenini yeniden şekillendirebilir.