ABD Deniz Güvenliği Merkezi'nden analist Steven Wills, kaleme aldığı görüş yazısında, Hürmüz Boğazı çevresinde artan istikrarsızlığın sorumlusunun ABD Donanması olmadığı görüşünü güçlü bir şekilde savunuyor. İran'ın güney kıyılarında yer alan ve dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapan bu stratejik su yolu, son yıllarda artan askeri gerilimlere sahne oluyor. Wills, son dönemde bazı çevrelerce dile getirilen 'ABD Donanması'nın bölgedeki caydırıcılığını kaybettiği' iddialarını, somut veriler ve tarihsel perspektifle çürütmeye çalışıyor. Analiste göre, boğazdaki mevcut gerginliklerin temel nedeni ABD'nin deniz gücündeki bir zafiyetten değil, İran'ın bölgesel hedefleri ve uluslararası sistemdeki değişen güç dengelerinden kaynaklanıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Hürmüz Boğazı’nda Artan Gerilim
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve küresel enerji güvenliği açısından kilit öneme sahip bir geçiş noktası. Son yıllarda İran’ın bölgedeki deniz gücünü artırması ve ABD’nin yaptırım politikalarına karşı misilleme olarak boğazı tehdit etmesi, uluslararası toplumda ciddi endişelere yol açtı. 2023 ve 2024 yıllarında ticari gemilere yönelik saldırılar ve gerginlikler, ABD Donanması’nın bölgedeki varlığının sorgulanmasına neden oldu. Ancak Wills, bu eleştirilerin haksız olduğunu belirtiyor. Ona göre, ABD Beşinci Filosu ve müttefik deniz kuvvetleri, bölgede düzenli devriye ve refakat görevleri yürütüyor. Geçtiğimiz yıl içerisinde Bahreyn merkezli Birleşik Deniz Kuvvetleri (CMF) ve Avrupa Birliği liderliğindeki AGENOR operasyonu kapsamında yüzlerce ticari gemiye güvenli geçiş sağlandı. Ayrıca, ABD Donanması’nın son on yılda Hürmüz Boğazı’nda herhangi bir büyük çatışmada başarısız olduğuna dair somut bir kanıt bulunmadığını vurguluyor.
Wills, ABD Donanması’nın karşılaştığı zorlukların daha çok stratejik ve diplomatik düzeyde olduğunu ifade ediyor. Örneğin, İran’ın asimetrik savaş taktikleri (hızlı saldırı botları, mayın döşeme ve insansız hava araçları) geleneksel deniz gücüne meydan okuyor. Ancak bu, ABD’nin deniz gücünün yetersiz olduğu anlamına gelmiyor; aksine, ABD Donanması bu tür tehditlere karşı sürekli olarak taktik ve teknoloji geliştiriyor. Son olarak, CENTCOM bünyesinde yeni kurulan Görev Gücü 59 ve 66, deniz güvenliğini artırmak için yapay zeka ve otonom sistemler kullanıyor. Bu yenilikler, ABD’nin bölgedeki deniz gücünü modernize etme çabalarını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Jeopolitik Dengeler ve Enerji Güvenliği
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler sadece ABD-İran rekabeti değil, aynı zamanda küresel enerji piyasaları ve bölgesel güç dengesi açısından kritik. Boğazın kapatılması durumunda petrol fiyatlarının birkaç kat artması bekleniyor. Çin, Japonya, Hindistan ve Güney Kore gibi Asya ülkeleri, petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihtiyaçlarının büyük kısmını bu güzergah üzerinden karşılıyor. Bu nedenle, bölgedeki istikrarsızlık ABD’nin yanı sıra tüm küresel aktörleri ilgilendiriyor. Wills’in de belirttiği gibi, ABD Donanması’nın başarısızlığı iddiası, aslında ABD’nin küresel deniz gücüne olan güveni sarsma amacı taşıyan bir propaganda unsuru. Rusya ve Çin’in İran’a artan askeri desteği, bölgedeki güç dengesini değiştirmeye yönelik adımlar olarak değerlendiriliyor. Örneğin, Rusya’nın Hürmüz Boğazı yakınlarında deniz tatbikatları düzenlemesi ve Çin’in İran’la askeri işbirliğini derinleştirmesi, ABD’nin bölgedeki geleneksel hakimiyetini sorgulatıyor. Ancak Wills’e göre, bu gelişmeler ABD Donanması’nın operasyonel yetersizliğinden değil, daha geniş jeopolitik rekabetten kaynaklanıyor.
ABD’nin bölgedeki askeri varlığı, sadece donanmayı değil, aynı zamanda kara ve hava kuvvetlerini de kapsıyor. Katar’daki El-Udeid Hava Üssü, Bahreyn’deki Deniz Üssü ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki tesisler, ABD’nin bölgesel caydırıcılık stratejisinin temel taşları. Ayrıca, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel müttefiklerle koordinasyon, İran’ın olası bir abluka veya saldırısına karşı çok katmanlı bir savunma sağlıyor. Wills’in analizi, ABD Donanması’nın Hürmüz Boğazı’nda herhangi bir başarısızlık yaşamadığını, aksine değişen tehditler karşısında uyum sağlama yeteneğini koruduğunu ortaya koyuyor. Eleştirilerin, bölgedeki genel jeopolitik durumdan veya ABD’nin diplomatik başarısızlıklarından kaynaklandığını iddia ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik durumu, Türkiye’nin enerji tedarik güvenliği ve bölgesel diplomatik konumu açısından önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğal gaz ihtiyacının önemli bir kısmını Basra Körfezi ülkelerinden sağlıyor. Boğazda yaşanacak bir kriz, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Irak ve İran’la olan ticareti de bu güzergaha bağımlı. Ancak Ankara, alternatif enerji kaynakları (Doğu Akdeniz, Azerbaycan, Rusya) ve ulaşım koridorları (Orta Koridor, Kalkınma Yolu Projesi) geliştirerek riskleri azaltmaya çalışıyor. Askeri açıdan, Türkiye’nin bölgede doğrudan bir varlığı olmasa da, NATO ittifakı içinde bir kriz durumunda hava sahası ve üs desteği sağlaması olası. Sonuç olarak, boğazdaki istikrar, Türkiye’nin enerji güvenliği ve küresel ticaretteki rolü için kritik olmayı sürdürüyor.