ABD ile İran arasında, stratejik Hürmüz Boğazı'nın hukuki statüsüne ilişkin bir mutabakat zaptındaki muğlak ifadelerin farklı yorumlanması, iki ülke arasında yeni bir kriz dalgasını tetikledi. Uzmanlara göre, 2022 yılında imzalanan ancak kamuoyuna tam olarak açıklanmayan belgenin 'geçiş serbestisi' ve 'egemenlik hakları' başlıkları, Tahran ve Washington arasında taban tabana zıt okumalara yol açtı. İran, belgenin kendi kıyı sularında arama-kurtarma ve denetim yetkisini tanıdığını savunurken, ABD anlaşmanın uluslararası sularda serbest geçiş ilkesini teyit ettiğinde ısrar ediyor. Bu yorum farkı, son haftalarda Basra Körfezi'nde artan askeri manevralar ve diplomatik gerilimlerle kendini gösterdi.
Gelişmenin arka planı: Muğlak bir mutabakat zaptı
Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık %20'sinin geçtiği, küresel enerji arzı için hayati bir su yoludur. İran, boğazın kontrolünü elinde tutmak için sık sık 'egemenlik hakları' vurgusu yaparken, ABD ve müttefikleri 'serbest geçiş' ilkesinde ısrar ediyor. 2022'de imzalanan mutabakat zaptı, bu iki prensip arasında bir denge kurmayı amaçlıyordu. Ancak belgenin metni, her iki tarafın da kendi çıkarlarına uygun yorumlamasına izin verecek şekilde kasıtlı olarak belirsiz bırakıldı.
İranlı yetkililer, zaptın 3. maddesinin, İran'ın 'kıyı devleti olarak arama-kurtarma, çevre koruma ve deniz trafiğini düzenleme yetkisini' açıkça tanıdığını iddia ediyor. ABD Dışişleri Bakanlığı ise aynı maddenin 'uluslararası hukukta tanımlanan transit geçiş rejimine halel getirmediğini' savunuyor. Bu yorum ayrılığı, İran Devrim Muhafızları'nın bölgedeki devriyelerini artırması ve ABD Donanması'nın 5. Filo gemilerine 'taciz' olarak nitelediği müdahalelerde bulunmasıyla somutlaştı.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol fiyatları ve güvenlik riskleri
Bu gerilim, İran'ın nükleer programı ve ABD yaptırımları etrafında zaten yüksek olan tansiyonu daha da tırmandırıyor. Analistler, İran'ın boğazda bir krizi koz olarak kullanma ihtimaline karşı ABD'nin bölgeye ek askeri varlık kaydırdığını belirtiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, gerilimin petrol fiyatlarını yukarı çekmesinden endişe ediyor.
Bu kriz, aynı zamanda Çin ve Hindistan gibi büyük enerji ithalatçılarını da yakından ilgilendiriyor. Pekin ve Yeni Delhi, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin bozulması halinde ekonomilerinin ciddi darbe alacağını biliyor. Uzun vadede, taraflar arasında kapsamlı bir anlaşma olmazsa, küçük çaplı askeri çatışmaların bile küresel enerji piyasalarını sarsabileceği uyarısı yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve doğal gazın önemli bir tüketicisi ve Irak-Körfez boru hattı gibi alternatif güzergahların merkezinde yer alıyor. ABD-İran geriliminin tırmanması, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin ithalat faturasını artırabilir ve cari açık üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, bölgede olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin Katar ve Umman gibi Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ilişkileri de etkileyebilir. Diplomatik olarak Türkiye, hem ABD hem de İran'la diyaloğunu sürdürmeye çalışsa da, iki ülke arasındaki her kriz Ankara'yı denge politikasında zorlayıcı bir tercihe zorlayabilir.