İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch - HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Avrupa Birliği'ne (AB) çağrıda bulunarak, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasadışı İsrail yerleşimlerinden yapılan ticareti yasaklamasını istedi. İki örgüt, Salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e, bir yıl önce önerdiği ancak hayata geçirmediği tedbirleri uygulama çağrısı yaptı. Açıklama, von der Leyen'in olası bir İsrail ziyareti öncesinde geldi.
Girişimin Arka Planı ve Hukuki Dayanak
HRW ve Amnesty International, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te inşa ettiği yerleşim birimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor. Uluslararası Adalet Divanı'nın 2004 yılındaki danışma görüşü ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, tüm yerleşim faaliyetlerini açıkça yasadışı ilan etmişti. Buna rağmen, Avrupa Birliği ülkeleri ile İsrail arasındaki ticaret, yerleşimlerden gelen ürünleri de kapsayacak şekilde devam ediyor.
İki örgüt, AB'nin kendi mevzuatına göre de hareket etmesi gerektiğini savunuyor. AB'nin 2015 yılında yayımladığı ve yerleşim ürünlerinin menşe etiketi taşımasını zorunlu kılan kılavuz ilkeler, üye ülkeler tarafından tam olarak uygulanmıyor. Ayrıca, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın 2. maddesi, insan haklarına saygıyı şart koşuyor; ancak bu madde bugüne kadar işletilmedi.
HRW ve Amnesty, von der Leyen'in geçen yıl verdiği taahhütleri hatırlatarak, somut adımlar atılmasını istedi. Örgütler, "bir yıl önce önerilen tedbirlerin lafta kaldığını, yerleşim ticaretinin ise devam ettiğini" belirtti. Açıklamada, AB'nin İsrail'e yönelik ticari ayrıcalıkları askıya alması ve yerleşim ürünlerine yasak getirmesi gerektiği ifade edildi.
Uluslararası Hukuk ve AB'nin Tutumu
Uluslararası hukuka göre, işgalci gücün kendi sivil nüfusunu işgal ettiği topraklara yerleştirmesi savaş suçu teşkil ediyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesi bu tür transferleri yasaklıyor. Buna karşın İsrail, yerleşimleri "tarihi ve dini bağlar" gerekçesiyle savunuyor ve uluslararası hukuku tanımadığını açıkça beyan ediyor.
Avrupa Birliği, uzun süredir İsrail'in yerleşim politikalarını eleştirse de, ekonomik ve stratejik ilişkiler nedeniyle yaptırım konusunda isteksiz davranıyor. AB, İsrail'in en büyük ticaret ortağı konumunda. 2023 verilerine göre, AB-İsrail ticaret hacmi 46 milyar avroyu aşmış durumda. Yerleşim ürünlerinin bu ticaret içindeki payı ise yüzde 1 ila 2 arasında tahmin ediliyor. Yine de örgütler, prensip olarak bu ticaretin yasaklanması gerektiğini savunuyor.
AB içinde özellikle İrlanda, İspanya, Belçika ve Lüksemburg gibi ülkeler yerleşim ürünlerine yasak getirilmesini destekliyor. Ancak Almanya, Macaristan ve Çekya gibi ülkeler İsrail'e yönelik her türlü yaptırıma karşı çıkıyor. Bu bölünme, AB'nin ortak bir karar almasını zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail-Filistin çatışması, 7 Ekim 2023'ten bu yana benzeri görülmemiş bir tırmanma içinde. Gazze'deki savaş ve Batı Şeria'daki artan yerleşim faaliyetleri, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davası, birçok ülke tarafından destekleniyor. Bu davaya müdahil olan ülkeler arasında İspanya, İrlanda, Belçika ve Türkiye de bulunuyor.
HRW ve Amnesty'nin çağrısı, AB'nin Orta Doğu'daki itibarını koruması açısından kritik bir sınav olarak görülüyor. Örgütler, AB'nin çifte standart uyguladığı eleştirilerine maruz kalıyor; zira Rusya'ya karşı hızlı yaptırımlar devreye alınırken, İsrail'e karşı somut adımlar atılmıyor. Bu durum, AB'nin küresel aktör olma iddiasına gölge düşürüyor.
Öte yandan, ABD yönetimi de İsrail'e yönelik eleştirilerini artırmış olsa da, askeri ve ekonomik desteğini sürdürüyor. Avrupa'nın atacağı olası bir adım, transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim yaratabilir. Ancak sivil toplum kuruluşları, uluslararası hukukun üstünlüğü için AB'nin cesur davranması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in yerleşim politikalarını uzun süredir kınıyor ve Filistin davasını güçlü şekilde savunuyor. AB'nin olası bir ticaret yasağı, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirebilir ve Avrupa'ya yönelik eleştirilerinde elini rahatlatabilir. Ayrıca, Türkiye-AB ilişkilerinde Filistin konusu yeni bir diyalog kanalı açabilir. Ekonomik açıdan ise, İsrail ile ticaret hacmi yüksek olan Türkiye için yerleşim ürünlerine yasak getirilmesi doğrudan bir kayıp yaratmaz; aksine, uluslararası hukuka uyum açısından olumlu bir adım olur. Bölgesel istikrar için AB'nin bu çağrıya kulak vermesi, Türkiye'nin de savunduğu iki devletli çözüm perspektifine katkı sağlayabilir.