İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD ile savaşı sona erdirmek için yapılacak yeni müzakereler öncesinde Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiği üzerindeki kontrolü sıkı şekilde sürdüreceklerini açıkladı. Bu açıklama, küresel enerji arzının can damarı olan boğazda tansiyonun yükseleceğine işaret ediyor. Risk danışmanlık şirketi Control Risks'in Kıdemli Analisti Victoria Mitchell, Bloomberg'den Abeer Abu Omar'ın Horizons Middle East and Africa programında yaptığı değerlendirmede, boğazdaki güvenliğin ve geçiş kurallarının netleşmesinin, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olduğunu vurguladı. Mitchell, tarafların bu konudaki tutumlarının belirsizliğini koruduğunu ve bunun anlaşma yolunda önemli bir engel teşkil ettiğini söyledi.
Gelişmenin Arka Planı
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve dünya petrolünün yaklaşık %20'sinin geçtiği stratejik bir su yoludur. İran, uzun yıllardır boğazın kontrolünü elinde tutmakta ve zaman zaman bu gücünü jeopolitik bir koz olarak kullanmaktadır. 2019'da İran'ın mayıs ayında altı tankere el koyması ve 2023'te ABD'ye ait ticari gemileri taciz etmesi gibi olaylar, boğazın güvenliğini küresel gündemin üst sıralarına taşımıştı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından iki ülke arasındaki gerginlik tırmanmış, İran boğazdaki trafiği kesme tehditlerini artırmıştı. Şimdi ise yeni bir müzakere turu öncesinde Tahran, en güçlü kozunu masaya koyuyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın açıklaması, aslında müzakere masasında bir kırmızı çizgi belirleme ve pazarlık gücünü artırma hamlesi olarak yorumlanıyor.
Control Risks'ten Victoria Mitchell, "Tarafların boğazın yönetimine ilişkin net bir çerçeve üzerinde anlaşması, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda küresel enerji piyasalarının istikrarını da doğrudan etkileyecektir" dedi. Mitchell, İran'ın boğazdaki hakimiyetini sürdürme konusundaki kararlılığının, ABD'nin askeri varlığına rağmen kırılamayacağını, bu nedenle anlaşmanın ancak karşılıklı tavizlerle mümkün olabileceğini ifade etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'nın statüsü, yalnızca ABD-İran ilişkileri için değil, tüm bölge ve küresel enerji güvenliği için belirleyici öneme sahip. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi büyük petrol ihracatçıları, üretimlerinin büyük kısmını bu boğaz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırıyor. Boğazın trafiğe kapanması veya ciddi şekilde aksaması, küresel petrol fiyatlarında ani ve büyük bir sıçramaya yol açabilir.
Analistler, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltma ve dikkatini Asya-Pasifik'e yöneltme stratejisi göz önüne alındığında, İran'ın elinin bir miktar güçlendiğini belirtiyor. Ancak Körfez ülkeleri, İran'ın boğaz üzerindeki hakimiyetinden rahatsızlık duyuyor ve bu konuda ABD'den daha somut güvenlik garantileri talep ediyor. Müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde bölgede askeri bir çatışma riski de gündeme gelebilir.
Diğer yandan, Çin ve Hindistan gibi Asya devleri, enerji ithalatında Hürmüz'e büyük ölçüde bağımlı. Bu ülkeler, boğazın güvenliğinin kesintisiz sağlanması için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Rusya ise İran'ı destekler bir tutum sergileyerek, boğazın uluslararası statüsünün yeniden tanımlanmasına yönelik çağrılara destek veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelere doğrudan duyarlıdır. Boğazın güvenliğine yönelik herhangi bir tehdit, Türkiye'nin petrol ve doğalgaz fiyatlarını olumsuz etkileyerek cari açığı artırabilir ve ekonomiyi zorlayabilir. Aynı zamanda Türkiye, İran'la komşu olması ve iki ülke arasındaki ticari ilişkiler nedeniyle, İran'ın elini güçlendiren bu tür gelişmeleri yakından izlemektedir. Ankara, bir yandan Washington'la müttefiklik ilişkisini korurken, diğer yandan Tahran'la enerji ve güvenlik konularında işbirliğini sürdürmek zorundadır. Bu denge politikası, Hürmüz'deki tansiyonun yükselmesi durumunda daha da karmaşık bir hal alabilir. Türkiye'nin, boğazın güvenliği ve enerji akışının kesintisiz sürmesi için hem ABD hem de İran nezdinde diplomatik girişimlerde bulunması beklenir. Ayrıca, Kanal İstanbul ve enerji koridorları gibi alternatif güzergah projeleri, Türkiye'nin bu tür krizlerde stratejik önemini artırabilir.