30 Haziran 2026 itibarıyla Ortadoğu ve Afrika (MEA) bölgesinde ekonomik gidişat, küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar, yeşil enerji yatırımları ve jeopolitik gerilimlerin gölgesinde şekilleniyor. Bölge genelinde büyüme oranları, IMF tahminlerine göre yüzde 3,2 ile 4,5 arasında değişirken, Körfez ülkeleri petrol dışı sektörlerde çeşitlenme hızını artırıyor. Suudi Arabistan Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda turizm ve teknoloji yatırımlarına yönelirken, Birleşik Arap Emirlikleri Dubai ve Abu Dabi merkezli finans ve lojistik merkezi konumunu güçlendiriyor. Afrika kıtasında ise Nijerya ve Angola gibi petrol ihracatçıları düşük talep baskısıyla karşı karşıya kalırken, Güney Afrika madencilik ve tarım sektörlerinde yapısal reformlara hız veriyor.
Petrol Piyasaları ve Yeşil Dönüşüm
Küresel petrol fiyatları, OPEC+ üretim kısıntılarının devamı ve Çin talebindeki yavaşlama nedeniyle varil başına 75-80 dolar bandında istikrar buldu. Suudi Arabistan ve Rusya liderliğindeki ittifak, arz kontrolü politikasını sürdürerek piyasayı dengelemeye çalışıyor. Ancak ABD'deki kaya petrolü üretimindeki artış ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlanması, uzun vadede fosil yakıtlara bağımlılığı azaltma potansiyeli taşıyor. Bu bağlamda MEA ülkeleri, petrol gelirlerini yeşil hidrojen, güneş ve rüzgar enerjisi projelerine kaydırarak ekonomik çeşitliliği artırmaya odaklanıyor. Özellikle Suudi Arabistan NEOM şehri ve dev güneş enerjisi çiftlikleriyle dikkat çekerken, BAE Barakah nükleer santrali ve Masdar girişimleriyle öne çıkıyor.
Afrika'da ise yeşil dönüşüm, hem fırsat hem de zorluk yaratıyor. Kıtanın zengin güneş ve rüzgar potansiyeli, uluslararası yatırımcıların ilgisini çekiyor ancak altyapı eksiklikleri ve finansman sorunları ilerlemeyi yavaşlatıyor. Kenya, Etiyopya ve Fas gibi ülkeler yenilenebilir enerjide öncü rol oynarken, Nijerya ve Angola gibi petrol bağımlısı ekonomiler dönüşüm sürecinde daha kırılgan görünüyor.
Bölgesel Ticaret ve Jeopolitik Dinamikler
Ortadoğu'da ticaret yolları ve lojistik koridorları, Hint-Pasifik stratejileri ve Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ile yeniden şekilleniyor. Katar, Umman ve İsrail arasında gelişen enerji ve teknoloji işbirlikleri, bölgesel entegrasyonu teşvik ediyor. Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması (AfCFTA) ise kıta içi ticareti artırma potansiyeli taşıyor ancak gümrük engelleri ve lojistik sorunlar uygulamayı zorlaştırıyor. Güney Afrika, Mısır ve Kenya gibi büyük ekonomiler, anlaşmanın faydalarını görmek için reformları hızlandırıyor.
Jeopolitik cephede, Yemen ve Suriye'deki çatışmaların ekonomik etkileri devam ederken, İsrail-Hamas savaşının bölge ticaretine olan yansımaları Kızıldeniz güzergahında güvenlik endişelerini artırıyor. Suudi-İran normalleşme süreci ise Körfez'de istikrar beklentilerini yükseltiyor. Bu bağlamda Türkiye, bölge ülkeleriyle ekonomik ve diplomatik ilişkilerini çeşitlendirme stratejisi izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ortadoğu ve Afrika'daki ekonomik gelişmeler, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Bölge ülkelerindeki yeşil enerji yatırımları, Türk müteahhitlik ve enerji firmaları için yeni ihale imkanları doğuruyor. Petrol fiyatlarındaki istikrar, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetini dengelerken, AfCFTA'nın hayata geçmesiyle Afrika pazarına ihracat potansiyeli artıyor. Ancak jeopolitik gerginlikler, Kızıldeniz'deki deniz ticareti güvenliğini tehdit ederek Türkiye'nin bu koridor üzerinden yaptığı ihracatı olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin bölgesel diplomasi ve ticaret anlaşmalarıyla çok yönlü bir strateji izlemesi, bu riskleri yönetmek için kritik önem taşıyor.