Hong Kong'da 1989 Tiananmen Meydanı katliamını anmak için düzenlenen izinsiz gösterileri organize eden demokrasi yanlısı aktivistler, 5 yılı aşkın hapis cezalarına çarptırıldı. Yerel mahkemenin verdiği kararlar, kentte siyasi muhalefetin sistematik olarak bastırılmasının son halkası olarak değerlendiriliyor. Cezalar, Ulusal Güvenlik Yasası'nın yürürlüğe girmesinden bu yana en sert yaptırımlar arasında yer alıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Hong Kong'da 2020 yılında yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası, Pekin'in kent üzerindeki kontrolünü önemli ölçüde sıkılaştırdı. Yasa kapsamında ayrılıkçılık, yıkıcı faaliyet, terörizm ve yabancı güçlerle işbirliği suçları tanımlandı. Bu yasa çerçevesinde çok sayıda aktivist, gazeteci ve muhalif siyasetçi tutuklandı. Tiananmen anması organizatörleri de bu kapsamda yargılandı. 1989'dan bu yana her yıl 4 Haziran'da Victoria Park'ta düzenlenen anma etkinlikleri, 2020'den itibaren pandemi gerekçesiyle yasaklandı ve bir daha izin verilmedi. Aktivistler, yasağa rağmen anma etkinliği düzenlemeye çalışmakla suçlandı. Mahkeme, sanıkların "yasadışı toplanma" ve "kamu düzenini bozma" suçlarını işlediğine hükmetti.
Hong Kong'da son yıllarda bağımsız medya kuruluşları kapatıldı, sivil toplum örgütleri dağıtıldı ve birçok aktivist ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Apple Daily gazetesi ve Stand News gibi önemli yayın organları kapatıldı. Muhalefet partileri ya feshedildi ya da etkisiz hale getirildi. Seçim sistemi değiştirilerek yalnızca Pekin yanlısı adayların seçilmesine olanak tanındı. Bu gelişmeler, "tek ülke, iki sistem" ilkesinin fiilen sona erdiği yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Hong Kong'daki yargı süreçlerinin siyasi motivasyonlu olduğunu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtiyor. Çin hükümeti ise eleştirileri reddederek, Ulusal Güvenlik Yasası'nın kentte istikrarı sağladığını ve yasal çerçevede hareket edildiğini savunuyor. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüleri, Hong Kong'un iç işlerine karışılmaması gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hong Kong'daki baskı, ABD ile Çin arasındaki gerilimin önemli bir başlığı haline geldi. Washington, Ulusal Güvenlik Yasası nedeniyle bazı Çinli ve Hong Konglu yetkililere yaptırım uyguladı. Ayrıca Hong Kong'a tanınan özel ticaret ayrıcalıkları askıya alındı. Avrupa Birliği de benzer adımlar attı ve kentteki insan hakları ihlallerini kınadı. Ancak ticari çıkarlar nedeniyle Batı'nın tepkisi sınırlı kaldı. Birçok çok uluslu şirket Hong Kong'daki operasyonlarını sürdürmeye devam ediyor. Öte yandan Tayvan, Hong Kong'daki gelişmeleri "tek ülke, iki sistem" modelinin çöktüğünün kanıtı olarak göstererek kendi egemenliğini güçlendirme çabasında. Tayvan liderleri, Hong Kong'un geleceğinin Tayvan için bir uyarı olduğunu sık sık dile getiriyor. Asya-Pasifik bölgesinde otoriterleşme eğilimleri artarken, Hong Kong'daki durum bölgesel güvenlik mimarisini de etkiliyor.
Ekonomik açıdan Hong Kong, küresel finans merkezi olma özelliğini korumaya çalışıyor. Ancak artan siyasi baskılar, uluslararası yatırımcıların güvenini sarsıyor. Son yıllarda bazı finans kuruluşları ve profesyoneller kenti terk ederek Singapur'a taşındı. Hong Kong'un hukuk sistemine olan güvenin azalması, uzun vadede kentin cazibesini zayıflatabilir. Çin hükümeti, Hong Kong'un ekonomik istikrarını korumak için çeşitli önlemler alsa da, siyasi özgürlüklerin kısıtlanması yatırımcılar üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor. Uluslararası bankalar ve hukuk firmaları, risklerini azaltmak için bölgedeki varlıklarını gözden geçiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hong Kong'daki gelişmeleri yakından takip etmese de, Çin ile artan ekonomik ve diplomatik ilişkileri nedeniyle bu konuda temkinli bir tutum sergiliyor. Ankara, Pekin ile Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında işbirliğini derinleştirirken, insan hakları konusunda açık eleştirilerden kaçınıyor. Hong Kong'daki baskılar, Türkiye'nin Çin ile dengeli ilişkiler yürütme çabasını zorlaştırabilir. Öte yandan Türkiye, kendi demokrasi ve insan hakları söylemiyle çelişmemek için zaman zaman uluslararası platformlarda Çin'e karşı eleştirel pozisyon alabiliyor. Ancak ekonomik bağımlılık, bu eleştirilerin dozunu sınırlıyor.